قُلْ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ قَدْ جَآءَكُمُ ٱلْحَقُّ مِن رَّبِّكُمْ فَمَنِ ٱهْتَدَىٰ فَإِنَّمَا يَهْتَدِى لِنَفْسِهِۦ وَمَن ضَلَّ فَإِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَا وَمَآ أَنَا۠ عَلَيْكُم بِوَكِيلٍ · وَٱتَّبِعْ مَا يُوحَىٰٓ إِلَيْكَ وَٱصْبِرْ حَتَّىٰ يَحْكُمَ ٱللَّهُ وَهُوَ خَيْرُ ٱلْحَٰكِمِينَ
Kul yâ eyyühe'n-nâsü kad câekümü'l-hakku min rabbiküm, fe-meni'htedâ fe-innemâ yehtedî li-nefsih, ve men dalle fe-innemâ yadıllu aleyhâ, ve mâ ene aleyküm bi-vekîl · Vettebi' mâ yûhâ ileyke va'sbir hattâ yahkümellâh, ve hüve hayru'l-hâkimîn
"De ki: 'Ey insanlar! Rabbinizden size hak gelmiştir. Kim doğru yolu tutarsa kendi lehine tutmuş olur; kim saparsa kendi aleyhine sapmış olur. Ben sizin üzerinize vekil değilim.' · Sana vahyedilene uy ve Allah hükmedinceye kadar sabret. O, hükmedenlerin en hayırlısıdır."
| Ayet | Cümle | Gelen |
|---|---|---|
| 57 | Kad câetküm mev'ızatün min rabbiküm | Öğüt, şifa, yol, rahmet |
| 108 | Kad câekümü'l-hakku min rabbiküm | el-Hakk |
Aynı fiil (câe), aynı kayıt (min rabbiküm), iki ayrı nesne. Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki cümlenin lafız ortaklığıdır: sûre aynı şeyi iki kez duyuruyor — önce ne işe yaradığıyla (57), sonra ne olduğuyla (108).
Ve el-hakk kelimesi burada sûrenin omurgasını kapatıyor. Yetmiş altıncı ayette Fir'avn'ın adamları hakka "büyü" demişti; yüz sekizinci ayette hak, doğrudan muhataba geldiği bildiriliyor.
Li- fayda, alâ yükümlülük bildirir. Yani cümle iki yönü aynı kelimeyle değil, iki ayrı edatla ayırıyor.
Ve bu, yirmi üçüncü ayetteki bağyüküm alâ enfüsiküm ve kırk dördüncü ayetteki ve lâkinne'n-nâse enfüsehüm yazlimûn ile aynı hattadır. Sûre, sonucu üç kez faile bağlıyor.
Fark kaydedilmelidir: Zümer'de cümle metnin ağzından, ikinci şahısla; Yûnus'ta peygamberin ağzından, birinci şahısla. Yani sınır, burada elçinin kendi beyanı olarak veriliyor.
Ve birincisi, on beşinci ayetin cümlesidir. Yukarıda tablolandı: in ettebiu illâ mâ yûhâ ileyy (15) → vettebi' mâ yûhâ ileyk (109).
Ve ikincisi, bekleyişin adını koyuyor: yirminci ve yüz ikinci ayetlerde intizâr (bekleme) emredilmişti; burada sabr.
| Ayet | Emir | Kime |
|---|---|---|
| 20, 102 | Fe'ntezirû — bekleyin | Karşı tarafa (ve konuşan da katılıyor) |
| 109 | Va'sbir — sabret | Peygambere |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki emrin muhataplarıdır: aynı süre, karşı taraf için bekleyiş, elçi için sabır olarak adlandırılıyor. Aynı zaman, iki ayrı iş.
حَتَّىٰ يَحْكُمَ ٱللَّهُ — ve sabrın süresi belirtiliyor: hükme kadar. Yani sabır süresiz değil, kayıtlı.
| Ayet | İfade | Ne |
|---|---|---|
| 1 | Tilke âyâtü'l-kitâbi'l-hakîm | Kitabın sıfatı |
| 35 | Fe-mâ leküm keyfe tahkümûn | Muhatabın hüküm vermesi |
| 109 | Hattâ yahkümellâh, ve hüve hayru'l-hâkimîn | Hükmün sahibi |
Sûre hakîm ile açılıp hâkimîn ile kapanıyor. Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı üç geçişin kendisidir: metnin sıfatı olan kök, sonunda hüküm verenin sıfatı oluyor; ve ortada, insanların hüküm verişi sorgulanıyor.