وَلَوْ أَنَّ لِكُلِّ نَفْسٍ ظَلَمَتْ مَا فِى ٱلْأَرْضِ لَٱفْتَدَتْ بِهِۦ وَأَسَرُّوا۟ ٱلنَّدَامَةَ لَمَّا رَأَوُا۟ ٱلْعَذَابَ · أَلَآ إِنَّ لِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ · هُوَ يُحْىِۦ وَيُمِيتُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
"Zulmetmiş her can, yeryüzündeki her şeye sahip olsaydı, kurtulmak için onu fidye verirdi. Azabı gördüklerinde pişmanlıklarını içlerine atarlar. Aralarında adaletle hükmedilir ve onlara haksızlık yapılmaz. · Bilin ki göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Bilin ki Allah'ın vaadi gerçektir — fakat çokları bilmiyor. · O diriltir ve öldürür; ve O'na döndürüleceksiniz."
Fidye sahnesi dizinde işlendi: Zümer 39/47 (mâ fi'l-ardı cemîan ve mislehû meah) ve Ra'd 13/18. Oraya dayanıyorum.
| Yer | Fidye miktarı |
|---|---|
| Zümer 39/47 · Ra'd 13/18 | Mâ fi'l-ardı cemîan ve mislehû meah — yeryüzü ve bir katı |
| Yûnus 10/54 | Mâ fi'l-ard — yeryüzü |
Yûnus miktarı artırmıyor. Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: burada vurgu miktarda değil, sahnenin devamındadır.
أ-س-ر-ر kökü: gizlemek, içinde saklamak. Ve dilciler kelimenin zıt anlam (ezdâd) taşıdığını da kaydeder: bazı kullanımlarda "açığa vurmak".
| Okuma | Eserru'n-nedâme ne |
|---|---|
| 1 | Pişmanlığı içlerine attılar, gizlediler — dışa vurmaya güçleri kalmadı |
| 2 | Pişmanlığı açığa vurdular — kelimenin zıt anlamı esas alınarak |
| 3 | Birbirlerinden gizlediler — liderlerin ve uyanların birbirine karşı |
Ve kaydedilmesi gereken şudur: pişmanlık var. Sahnenin gösterdiği şey pişmanlığın yokluğu değil, işe yaramaması. Zümer 39/56-58'de üç mazeret tablolanmıştı (pişmanlık → sorumluluğu devretme → geri dönme isteği) ve orada kaydedilmişti: sıra önce pişmanlıktır. Yûnus, o sıranın ilk basamağını tek başına veriyor.
أَلَآ إِنَّ … — ve elâ edatı sûrede dört kez geçiyor (55'te iki kez, 62'de bir kez, 66'da bir kez). Arapçada elâ dikkat çekme edatıdır ve ardından gelen cümleyi öne çıkarır.
| Ayet | Elâ ile başlayan cümle |
|---|---|
| 55 | Elâ inne lillâhi mâ fi's-semâvâti ve'l-ard — mülk |
| 55 | Elâ inne va'dallâhi hakkun — vaat |
| 62 | Elâ inne evliyâallâhi lâ havfün aleyhim — dostlar |
| 66 | Elâ inne lillâhi men fi's-semâvâti ve men fi'l-ard — mülk, canlılar için |
| Ayet | İfade | Kapsam |
|---|---|---|
| 55 | Lillâhi mâ fi's-semâvâti ve'l-ard | Mâ — her şey |
| 66 | Lillâhi men fi's-semâvâti ve men fi'l-ard | Men — akıl sahipleri |
Arapçada mâ akılsızlar, men akıl sahipleri için kullanılır. Bunu bir dil gözlemi olarak kaydediyorum: elli beşinci ayet mülkü, altmış altıncı ayet tapınılan varlıkların da o mülke dahil olduğunu bildiriyor. Nitekim altmış altıncı ayetin devamı tam bunu söylüyor: ortak koşulanlar da O'nundur.