إِنَّ رَبَّهُم بِهِمْ يَوْمَئِذٍ لَّخَبِيرٌۢ
Kök: خ-ب-ر. Bu kök Zilzâl sûresinin dördüncü ayetinde de geçmişti (ahbârahâ) ve orada kaydettiğimiz şey burada işlevini buluyor.
Kökün altındaki çekirdek: bir şeyi deneyerek, içine bakarak, sınayarak bilmek. Aynı kökten اِخْتِبَار (deneme, sınama) ve خِبْرَة (tecrübeyle edinilmiş bilgi) gelir. Bugün Türkçede kullandığımız "hibre" ve "haberdar" kelimeleri de buradandır.
Bu yüzden خَبِير ile عَلِيم aynı şey değildir. Alîm bilendir; Habîr, işin iç yüzünü bilendir. Klasik kaynaklarda bu ayrım düzenli olarak yapılır: habîrin bilgisi, şeyin dışından değil içinden gelen bilgidir.
Ayetin kelimesi bu yüzden yerinde: göğüsler ayıklandıktan sonra gelen isim, iç bilgisinin ismidir. Dokuzuncu ayet dışı çıkardı, onuncu ayet içi ayıkladı, on birinci ayet o içi zaten bilenin adını verdi.
Bir dil notu ve bir kayıt. Bir kısım sözlükte, aynı kökten الخَبِير kelimesinin "toprağı süren çiftçi" anlamında da kullanıldığı kaydedilir. Bu nakli kesin bir dayanak olarak değil, kaydedilmiş bir kullanım olarak aktarıyorum; kaynağını ve yaygınlığını doğrulayamadığım için bu okumaya sûrenin tarım örgüsü hakkındaki yorumumda ağırlık vermedim. Yukarıdaki dört kelimelik tablo bu kayda dayanmıyor.
Cümlenin olağan dizimi inne Rabbehüm le-habîrun bihim yevmeizin olurdu. Ayette بِهِمْ haberin önüne çekilmiş — 6. ayetteki li-Rabbihî takdiminin aynısı.
Aynı yapı, tersine çevrilmiş. Altıncı ayette özne insan, öne alınan taraf Rab. On birinci ayette özne Rab, öne alınan taraf insanlar. Sûrenin hükmü ile kapanışı, birbirinin aynadaki görüntüsü.
Bu, Tekâsür bölümünde kaydettiğimiz "ters çevirme"nin bir başka biçimidir: orada sayan kişi hakkında sorulan tarafa dönüşüyordu. Burada Rabbine karşı nankör olan, Rabbinin haberdar olduğu taraf haline geliyor.
Küçük ama belirleyici bir ayrıntı: ayet bi-a'mâlihim (amellerinden) demiyor, بِهِمْ (onlardan) diyor.
Kur'an habîr kelimesini çoğunlukla amellerle birlikte kullanır: "Allah yaptıklarınızdan haberdardır" kalıbı defalarca geçer. Burada ise nesne amel değil, kişinin kendisi.
Bu, bir önceki ayetle uyumludur. Göğüsler ayıklandıktan sonra ortada bir dosya değil, bir kişi vardır. Ayıklama işlemi bittiğinde geriye kalan şey — hâsıl olan — kişinin kendisidir.
Sûre 6, 7 ve 8. ayetlerde tekil konuşuyordu: el-insân, innehû, innehû. On birinci ayette çoğula geçiyor: Rabbehüm, bihim.
Bu geçişin sebebi dokuzuncu ayette: "kabirlerde olanlar" — orada konu çoğullaşmıştı. Tür adı olarak başlayan tekil, hesap sahnesinde tek tek kişilere dağılıyor.
Bir önceki sûrede de aynı hareket vardı: Zilzâl üçüncü ayette el-insân (tekil) derken, altıncı ayette en-nâs (çoğul) demişti. İki sûre de aynı yerde tekilden çoğula geçiyor: hesap sahnesinde.