فَجَعَلَهُمْ كَعَصْفٍ مَّأْكُولٍ
Baştaki fâ, "hemen ardından" ve "bunun sonucunda" bildirir. Arada bir süreç, bir çekişme, bir karşı hamle anlatılmaz. Taşlar atıldı — sonuç.
Sûrede hiç savaş sahnesi yoktur. Ordu direnmez, kaçmaz, çarpışmaz. Bu, anlatımın kendisiyle kurduğu bir hükümdür: karşı taraf, olayın öznesi olma imkânı bulamamıştır.
Bu fiil, ikinci ayette de geçmişti: "keydlerini boşa çıkarma içine koydu". Sûrenin iki farklı noktasında aynı fiil kullanılır ve ikisi de dönüştürme bildirir. Plan bir hale sokuldu; sonra planı yapanlar bir hale sokuldu. Aynı el, iki işi de yapıyor.
Kök a-s-f. Kelimenin anlattığı şey: ekinin tane dışında kalan kısmı — sap, yaprak, kabuk, kavuz. Hasat sonrası tarlada kalan ve rüzgârın savurduğu kuru artık.
Aynı kökten âsıf gelir: şiddetli, savuran rüzgâr. "Şiddetli bir rüzgâr" (Yûnus 10/22) tarifinde bu kelime geçer. Kök, savrulma fikrini içinde taşıyor.
Kur'an'daki en açık geçişi Rahmân sûresindedir: "tane, sapları/yaprakları ile birlikte, ve güzel kokulu bitkiler" (Rahmân 55/12). Orada asf, tanenin yanındaki değersiz kısımdır. Nimet sayılırken bile tane ile sap ayrılır.
Benzetmenin ilk katmanı bu: bir ordu — filleriyle, süvarisiyle, imparatorluk desteğiyle — tarlada kalan kuru sapa benzetiliyor. İçi olan tane değil, dışı olan kavuz.
Buradaki tamlama benzetmeyi bir kat daha aşağı indirir: sadece "saman gibi" değil, "yenmiş saman gibi". Klasik müfessirlerin bu ifadeyi iki türlü açıkladığı görülür:
Birincisi: hayvanın yediği ve sindirip dışarı attığı ot. Yani bir kez daha çiğnenmiş, işlenmiş, artık hiçbir işe yaramayan artık. Sûre bu okumayla bedenlerin dağılmış halini tarif ediyor olur.
İkincisi: kurt ya da böcek tarafından içi yenmiş ekin. Dışarıdan bakıldığında başak hâlâ ayakta ve bütün görünür; ama içi boşaltılmıştır. Elle dokunulduğunda dağılır.
İkinci okuma, olayın anlattığı duruma daha keskin oturur ve sûrenin bütünüyle daha iyi uyuşur. Çünkü sûrenin baştan beri işlediği şey görünen büyüklük ile gerçek dayanıklılık arasındaki farktır. Fil büyük görünür; ordu heybetli görünür; başak dik durur. Üçünde de dış görüntü ile iç boşluk arasında bir uyumsuzluk vardır.
Beş ayetin kafiyesine bakın: fîl — tadlîl — ebâbîl — siccîl — me'kûl. Dördü uzun î ile, sonuncusu û ile biter. Uzun ünlü, sesi uzatır ve sonunu ağırlaştırır; son ayetin sesli harfi değişerek okuyucuyu durdurur. Kısa sûrelerde ses, anlamın taşıyıcısıdır; burada da öyle.