لِإِيلَافِ قُرَيْشٍ
Kök: أ-ل-ف (elif-lâm-fâ). Kur'an'ın en verimli köklerinden biri ve Türkçeye tek kelimeyle çevrilemez.
Kökün asıl anlamı: birbirine ısınmak, kaynaşmak, alışmak, bir araya gelip birleşmek. İki şey arasında zamanla oluşan, zorlamayla değil tekrarla kurulan bağ.
- ülfet — yakınlık, ısınma, kaynaşma. Türkçede hâlâ kullanılır.
- ilf — bir kimsenin ayrılmadığı yakını, alıştığı arkadaşı.
- elife (fiilin birinci babı) — bir şeye alışmak, ısınmak.
- ellefe / îlâf (ikinci ve dördüncü bab) — ettirgen: birbirine ısındırmak, kaynaştırmak, bir araya getirmek. Sûredeki kelime buradadır.
- te'lîf — parçaları bir araya getirip birleştirme. Kitap yazmaya Arapçada te'lîf denmesi bundandır: dağınık bilgileri kaynaştırıp bütün yapmak. Türkçede "telif eser" ifadesi bu kökten gelir.
- elf — bin sayısı. Dilcilerin bir kısmı bunu da aynı köke bağlar: bin, Arap sayı düzeninde tek kelimeyle anılan en büyük toplu birimdir; birçok şeyin bir araya derlenmiş halidir. Bu bağı bir gözlem olarak aktarıyorum; dilciler arasında kesin bir birlik yoktur.
- mü'ellefe — kalpleri kaynaştırılmak istenenler. Kur'an zekâtın sarf yerlerini sayarken "kalpleri ısındırılacak olanlar" der (Tevbe 9/60).
Kalıp meselesi. Sûredeki îlâf, dördüncü babın (ef'ale) masdarıdır ve bu bab ettirgenlik bildirir. Yani anlam "Kureyş'in alışkanlığı" değil, tam karşılığıyla "Kureyş'e alışkanlık kazandırılması", "onların bir düzene ısındırılmış olmaları"dır. Fiilin öznesi Kureyş değil, onları o düzene alıştırandır.
Bu, sûrenin bütün mantığını taşıyan gramer noktasıdır. Kureyş kendi ticaret ağını kendi kurduğunu düşünüyordu. Kelime, daha ilk hecesinde bunu tersine çevirir: kurulan bir düzenin içine yerleştirilmişlerdi.
Bu kök Kur'an'da az geçer ama geçtiği yerlerde hep aynı şeyi söyler: kaynaştırma, insanın elinde olmayan bir iştir.
İkinci ayet doğrudan bir iktisat cümlesidir: "yeryüzündeki bütün serveti harcasan" — yani ülfet satın alınamaz. Kureyş sûresi de bir ticaret sûresidir ve aynı şeyi söyler: Kureyş'in servetle kurduğunu sandığı düzenin kendisi, servetle kurulamayacak bir şeye dayanıyordu.
1. Kureyş'in kendi içindeki kaynaşması — kabile parçalanmasının yaşandığı bir bölgede Kureyş'in Mekke etrafında toplu kalabilmesi. 2. Kureyş'in çevre kabilelerle ve komşu devletlerle kurduğu güven ilişkisi — kervanın geçtiği bütün topraklarda dokunulmaz sayılması. 3. Kureyş'in bu yolculuk düzenine alışmış olması — mevsimlik, düzenli, öngörülebilir hale gelmiş bir ekonomi.
Üçü de tek kelimede toplanır. Türkçede bunu tek sözcükle karşılamak mümkün değil; "alışılmış düzen", "ünsiyet", "kaynaşma" gibi çeviriler kelimenin bir yüzünü verir.
Bu kelime Kur'an'da yalnızca burada geçer. Bir kabile adının Kur'an'da tek bir yerde, o da bir nimet sayımı bağlamında anılması dikkat çekicidir.
Adın kökeni tartışmalıdır. Klasik kaynaklarda üç öneri dolaşır: takarruş (toplanmak, bir araya gelmek) ya da kars (kazanç, ticaretle kazanmak) kökünden geldiği; bir deniz canlısının adından geldiği; ya da bir atanın lakabından geldiği. Kesin bir sonuç yoktur. İlk iki öneri, sûrenin konusuyla — toplanma ve ticaret — anlamlı biçimde örtüşür; fakat bu örtüşmeye dayanarak bir köken tercihi yapmak zorlama olur. Şu kadarını söylemek yeterlidir: adın kendisi de, sûrenin konusu da aynı iki fikrin etrafında dolaşır.
Siyer kaynaklarında, Kureyş'in Mekke çevresine dağınık halde yaşarken Kusay b. Kilâb tarafından şehir merkezinde toplandığı ve Kâbe hizmetlerinin bu dönemde düzenlendiği anlatılır. Bu, tarih rivayetidir; Kur'an'da yer almaz.