فَلْيَعْبُدُوا رَبَّ هَٰذَا الْبَيْتِ
Baştaki fâ, önceki iki ayetle bu ayet arasında sebep–sonuç bağı kurar. İki ayet boyunca sayılan şey nimettir; buradan çıkan sonuç ise emirdir.
Cümlenin mantığı şudur: Sana bakan birine karşılık borcun vardır. Sûre bunu tartışmaya açmıyor, verili sayıyor ve doğrudan borcun muhatabını tayin ediyor.
Fiilin başındaki lâm, emir lâmıdır (lâmü'l-emr). Arapçada ikinci şahsa emir doğrudan verilir ("yap"); üçüncü şahsa emir bu lâmla verilir ("yapsın").
Burada bir hitap nüktesi var: sûre "kulluk edin" demiyor, "kulluk etsinler" diyor. Muhatap doğrudan Kureyş değil, sanki dışarıdan bakan bir üçüncü göz. Belâgatte buna iltifat (hitabın yön değiştirmesi) çerçevesinde yaklaşılır. Etkisi şudur: Kureyş'in durumu bir dava gibi ortaya konur ve hüküm onların yüzüne değil, ortaya söylenir. Bu, doğrudan azarlamadan daha ağır bir konumdur — kişi kendi hakkındaki hükmü üçüncü şahıs olarak duyar.
Kök a-b-d: kulluk, boyun eğme. Kökün somut anlamı yolun düzleşmesi, çiğnene çiğnene yumuşamasıdır; tarîkun mu'abbed, çok kullanılmaktan düzleşmiş yol demektir. Yani ibadet, tekrarla yumuşamış, direnci kırılmış bir yönelmedir.
Bu kökün îlâf köküyle gizli bir akrabalığı var: ikisi de tekrarla oluşan bir hal bildirir. Kureyş bir yolculuk düzenine alıştırılmıştır (îlâf); istenen karşılık da bir alışkanlıktır (ibâdet). Sûre, alışkanlığa alışkanlıkla karşılık istiyor.
Birincisi: Ev değil, Evin Rabbi. Kureyş, Kâbe'ye zaten saygı gösteriyordu; kendilerini onun hizmetkârı sayıyor, ondan gelen itibarla yaşıyorlardı. Sûre onların bağlılığını reddetmiyor, hedefini düzeltiyor: yapıya değil, yapının Sahibine.
Bu, dinî hayatta çok yaygın bir kaymanın tam adıdır. İnsan, kutsalın aracına bağlanır ve zamanla aracı asıl sanmaya başlar. Mekân, tören, unvan, kurum — hepsi bir yere işaret etmek için vardır; işaret ettikleri şeyin yerine geçebilirler. Sûrenin yaptığı düzeltme tek kelimeliktir: Rabbe.
İkincisi: "bu" Ev. Hâzâ, işaret zamiridir ve yakını gösterir — parmakla gösterilebilecek kadar yakını. Sûre soyut bir ilahiyat cümlesi kurmuyor; muhatabın penceresinden görünen binayı işaret ediyor.
Bunun ikna değeri yüksektir. Kureyş'ten kabul etmediği bir şeye inanması istenmiyor; kabul ettiği şeyin sonucunu görmesi isteniyor. Argüman şu biçimde işler: Bu Evin bir Rabbi olduğuna zaten inanıyorsunuz — nitekim Ebrehe geldiğinde ona güvendiniz. Öyleyse kulluk da O'na olsun.
Aynı işaret zamiri, yakın bir sûrede şehir için de kullanılır: "ve bu emin belde" (Tîn 95/3). İkisinde de gösterilen şey, muhatabın gözünün önündedir.
Üçüncüsü: neden "sizin Rabbiniz" değil? Sûre "Rabbinize kulluk etsinler" diyebilirdi. Demiyor. Bağı insan üzerinden değil, Ev üzerinden kuruyor. Sebebi muhtemelen şudur: Kureyş'in kimliği o Ev'e bağlıydı; itibarları, gelirleri, çevre kabileler karşısındaki konumları oradan geliyordu. Sûre tam da o dayanak noktasını tutuyor ve ondan yukarı çekiyor.
"Şüphesiz insanlar için kurulan ilk ev, Mekke'deki mübarek ve âlemlere hidayet olan evdir… Kim oraya girerse güvende olur" (Âl-i İmrân 3/96-97).
"Hani biz Ev'i insanlar için bir toplanma yeri ve güven kılmıştık" (Bakara 2/125).
Her iki ayette de Ev, güvenlik ile birlikte anılır. Kureyş sûresinin dördüncü ayetinde de aynı şey olacaktır. Ev'in Kur'an'daki tanımı, sûrenin verdiği nimetin tanımıyla örtüşür.