يَوْمَ يَأْتِ لَا تَكَلَّمُ نَفْسٌ إِلَّا بِإِذْنِهِۦ فَمِنْهُمْ شَقِىٌّ وَسَعِيدٌ
"O gün geldiğinde hiçbir kimse O'nun izni olmadan konuşamaz. Onlardan kimi bedbaht, kimi bahtiyardır."
ش-ق-و kökü: zorluk çekmek, yorulmak, bedbaht olmak. Kök Tâhâ 20/2'de (mâ enzelnâ aleyke'l-Kur'âne li-teşkā) ve 20/117'de (fe-teşkā) işlendi; oraya dayanıyorum.
İki kelime Kur'an'da bu ayette karşı karşıya getiriliyor ve sûre bunları önce isim olarak veriyor (şakiyyün ve saîd), sonraki iki ayette fiil olarak tekrarlıyor (ellezîne şekū / ellezîne suidû).
Zefîr (ز-ف-ر) ve şehîk (ش-ه-ق): dilciler ikisini nefesin dışarı verilmesi ve içeri çekilmesi diye açıklar; eşeğin sesi için kullanılan tarif de bu iki kelimeyle verilir.
Bunu dilcilerin verdiği şekliyle aktarıyorum ve şunu kendi okumam olarak kaydediyorum: ayet, bir söz değil bir ses tarif ediyor — ve bu, bir önceki ayetteki lâ tekellemü nefsün illâ bi-iznih (izinsiz konuşulamaz) kaydıyla yan yana duruyor. Konuşma alınmış, nefes kalmıştır.
Şehîk kökü Mülk 67/7'de (semiû lehâ şehîkan ve hiye tefûr) işlendi; orada ses cehenneme, burada içindekilere ait.
Bu terkip Kur'an'da yalnız burada — ve iki kez, hem 107'de hem 108'de — geçer. Ve müfessirlerin en çok ayrıldığı yerlerden biridir. İhtilaf gizlenmez:
| Konu | Görüşler |
|---|---|
| Mâ dâmeti's-semâvâtü ve'l-ard | (a) Arapların "gökler ve yer durdukça" deyimi — süreklilik ifadesi; (b) ahiretin kendi gökleri ve yeri kastedilir (İbrâhim 14/48'de yevme tübeddelü'l-ardu ğayra'l-ard işlendi) |
| İllâ mâ şâe rabbük | (a) İstisnâ gerçek değil, kudretin kayıtsızlığını bildirir — "dilerse başka türlü de yapabilirdi"; (b) istisnâ ateşe girip çıkacaklara ilişkindir; (c) istisnâ, ateşe girişten önceki bekleme sürelerine ilişkindir |
| İki ayetin farkı | 107'de cümle inne rabbeke fa'âlün limâ yürîd ile, 108'de atâen ğayra meczûz ile bitiyor — ikinci kapanış kesilmezliği açıkça söylüyor |
Ancak iki ayetin kapanışlarının farklı olduğu metinden doğrulanabilir bir veridir ve bunu kaydediyorum:
| Ayet | İstisnâdan sonraki cümle |
|---|---|
| 107 (ateş) | İnne rabbeke fa'âlün limâ yürîd — dilediğini yapan |
| 108 (cennet) | Atâen ğayra meczûz — kesintisiz bir bağış |
Meczûz (ج-ذ-ذ): kesilmiş, koparılmış. Kök Enbiyâ 21/58'de (fe-cealehüm cüzâzen) işlendi. Ğayra meczûz — kesilmeyen.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve bağlayıcı değildir: aynı istisnâ iki yere de konuyor, ama yalnız ikincisinde kesilmezlik ayrıca belirtiliyor. Bu asimetri lafızdadır; yorumu müfessirler arasında tartışmalıdır.