11/120-123 — Sûrenin kapanışı
Ve küllen nekussu aleyke min enbâi'r-rusuli mâ nüsebbitü bihî fuâdek · Ve câeke fî hâzihi'l-hakku ve mev'ızatün ve zikrâ li'l-mü'minîn
"Peygamberlerin haberlerinden, kalbini kendisiyle sağlamlaştırdığımız her şeyi sana anlatıyoruz. Bunda sana gerçek, müminlere de bir öğüt ve hatırlatma gelmiştir."
Sûre, altı kıssayı anlattıktan sonra neden anlattığını söylüyor — ve bu, metnin kendi beyanıdır, yorum değil:
| Kime | Ne için |
|---|---|
| Muhataba | Mâ nüsebbitü bihî fuâdek — kalbi sağlamlaştırmak |
| Herkese | el-Hakk — gerçeğin kendisi |
| Müminlere | Mev'ıza ve zikrâ — öğüt ve hatırlatma |
ث-ب-ت kökü: yerinde durmak, sağlamlaşmak. Kök İbrâhim 14/27'de (yüsebbitullâhu'llezîne âmenû bi'l-kavli's-sâbit) ve Enfâl 8/11-12'de (ve li-yerbita alâ kulûbiküm / fe-sebbitü'llezîne âmenû) işlendi; oraya dayanıyorum.
فُؤَاد — kök ف-أ-د: dilciler kelimeyi kalbin hareket eden, tutuşan yanı diye açıklar; fe'ede'l-lahme — eti ateşte kızartmak. Yani sabitlenmesi istenen şey, tabiatı gereği kımıldayan şeydir.
وَقُل لِّلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ ٱعْمَلُوا۟ عَلَىٰ مَكَانَتِكُمْ إِنَّا عَٰمِلُونَ · وَٱنتَظِرُوٓا۟ إِنَّا مُنتَظِرُونَ (121-122)
Ve Şuayb'ın yirmi sekiz ayet önce kavmine söylediği cümle (11/93), burada birebir aynı kalıpta muhataba veriliyor:
| 11/93 (Şuayb) | İ'melû alâ mekânetiküm innî âmil … ve'rtakıbû innî meaküm rakīb |
|---|---|
| 11/121-122 | İ'melû alâ mekânetiküm innâ âmilûn … ve'ntezırû innâ müntezırûn |
Fark tekil-çoğuldur (innî → innâ) ve bekleme fiili değişmiştir (irtikāb → intizâr). Bu, metinden doğrulanabilir bir eşleşmedir.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: sûre, anlattığı kıssayı söz olarak muhataba devrediyor. Kıssa bitmiyor; cümlesi el değiştiriyor.
وَلِلَّهِ غَيْبُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَإِلَيْهِ يُرْجَعُ ٱلْأَمْرُ كُلُّهُۥ فَٱعْبُدْهُ وَتَوَكَّلْ عَلَيْهِ (123)
Aynı kök (ع-ب-د), sûrenin ilk emrinde ve son emrinde. Ve arada altı elçi, hepsi aynı cümleyle başlamıştı: i'büdüllâhe mâ leküm min ilâhin ğayruh.
Yürceu'l-emru küllüh — ve emr kelimesi bu sûrede helâkin gelişi için tekrar tekrar kullanılmıştı (11/40 câe emrunâ, 58, 66, 76, 82, 94; ve 11/97'de emra Fir'avn). Son ayet, o kelimeyi bütünüyle tek bir yere döndürüyor.
وَمَا رَبُّكَ بِغَٰفِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ — ve gözetim cümlelerinin sonuncusu. Sûre muhît (84, 92), habîr (111), basîr (112) sıralamasını burada ğayru ğāfil ile kapatıyor — dördü de aynı işi, dört ayrı kelimeyle.