وَيَٰقَوْمِ لَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مَالًا إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَى ٱللَّهِ وَمَآ أَنَا۠ بِطَارِدِ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ … وَيَٰقَوْمِ مَن يَنصُرُنِى مِنَ ٱللَّهِ إِن طَرَدتُّهُمْ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ · وَلَآ أَقُولُ لَكُمْ عِندِى خَزَآئِنُ ٱللَّهِ وَلَآ أَعْلَمُ ٱلْغَيْبَ وَلَآ أَقُولُ إِنِّى مَلَكٌ وَلَآ أَقُولُ لِلَّذِينَ تَزْدَرِىٓ أَعْيُنُكُمْ لَن يُؤْتِيَهُمُ ٱللَّهُ خَيْرًا
Ve yâ kavmi lâ es'elüküm aleyhi mâlâ, in ecriye illâ alallâh, ve mâ ene bi-târidi'llezîne âmenû, innehüm mülâkū rabbihim ve lâkinnî erâküm kavmen techelûn · Ve yâ kavmi men yensurunî minallâhi in taredtühüm, e-fe-lâ tezekkerûn · Ve lâ ekūlü leküm ındî hazâinullâhi ve lâ a'lemü'l-ğaybe ve lâ ekūlü innî melekün ve lâ ekūlü li'llezîne tezderî a'yünüküm len yü'tiyehümüllâhu hayrâ, Allâhu a'lemü bimâ fî enfüsihim, innî izen le-mine'z-zâlimîn
"'Ey kavmim! Buna karşılık sizden bir mal istemiyorum; benim ücretim ancak Allah'a aittir. Ve ben iman edenleri kovacak değilim; onlar Rablerine kavuşacaklar. Ama ben sizi cahillik eden bir topluluk olarak görüyorum. · Ey kavmim! Onları kovarsam, Allah'a karşı bana kim yardım eder? Hiç düşünmüyor musunuz? · Ben size "Allah'ın hazineleri yanımdadır" demiyorum; gaybı da bilmiyorum. "Ben bir meleğim" de demiyorum. Gözlerinizin küçümsediği kimseler için "Allah onlara asla bir hayır vermeyecek" de demiyorum. Onların içlerinde olanı Allah daha iyi bilir. Yoksa o zaman gerçekten zalimlerden olurum.'"
Şuarâ Tablo 5'te bu cümlenin beş kıssada birebir aynı olduğu tablolanmıştı: ve mâ es'elüküm aleyhi min ecrin, in ecriye illâ alâ rabbi'l-âlemîn (109, 127, 145, 164, 180).
| Yer | İfade | İstenmeyen şey | Ücretin sahibi |
|---|---|---|---|
| Şuarâ (5 kez) | Mâ es'elüküm aleyhi min ecr | Ecir | Rabbi'l-âlemîn |
| Hûd 11/29 (Nûh) | Lâ es'elüküm aleyhi mâlâ | Mal | Allâh |
| Hûd 11/51 (Hûd) | Lâ es'elüküm aleyhi ecrâ | Ecir | Ellezî fetaranî |
Ve Nûh'un ağzındaki mâlâ kaydedilmeye değer: kelime somuttur. Ecir bir hizmet karşılığıdır; mâl ise doğrudan servet. Ve itiraz eden taraf mele' idi — yani serveti ve konumu olanlar. Cevap, itirazın diliyle veriliyor.
Bu cümle Şuarâ 26/114'te (ve mâ ene bi-târidi'l-mü'minîn) işlendi ve oraya dayanıyorum. Oradaki kayıtlar özetle şunlardı:
ط-ر-د kökü: uzaklaştırmak, kovmak, sürmek. Cümlenin dizimi: mâ … bi- kalıbı. Arapçada olumsuz mâ'nın haberine gelen bâ, olumsuzluğu pekiştirir: "asla kovacak değilim." Ve nesne kaydedilmelidir: kavim onlara el-erzelûn ("ayaktakımı") demişti; Nûh aynı kişileri el-mü'minîn diye adlandırıyor. Kur'an bu meseleyi başka yerlerde de ele alır: ve lâ tatrudi'llezîne yed'ûne rabbehüm bi'l-ğadâti ve'l-aşiyy (En'âm 6/52) — aynı kök, aynı yasak. Ve Abese'de meselenin bir başka yüzü işlendi.
Bir — adlandırma değişiyor: Şuarâ'da el-mü'minîn, Hûd'da ellezîne âmenû. İkincisi fiil cümlesidir: "iman etmiş olanlar" — sıfat değil, yapılmış bir iş.
İki — Hûd bir gerekçe ekliyor: innehüm mülâkū rabbihim — "onlar Rablerine kavuşacaklar." Yani kovmama, insanî bir incelik olarak değil, bir karşılaşma bilgisine dayandırılıyor.
Ve otuzuncu ayet bunu bir soruya çeviriyor: men yensurunî minallâhi in taredtühüm — "onları kovarsam Allah'a karşı bana kim yardım eder?"
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki ayetin sırasıdır: Şuarâ'da kovmama bir tutum olarak veriliyordu; Hûd'da bir risk olarak veriliyor. İki ayet çelişmiyor; Hûd, aynı tutumun gerekçesini açıyor.
Otuz birinci ayet, Kur'an'da bir peygamberin kendisi hakkında kurduğu en uzun olumsuz listedir. Dört kez lâ ekūlü / lâ a'lemü geçiyor.
| # | İfade | Reddedilen iddia |
|---|---|---|
| 1 | Lâ ekūlü leküm ındî hazâinullâh | Zenginlik / kaynakların sahipliği |
| 2 | Ve lâ a'lemü'l-ğayb | Gizliyi bilmek |
| 3 | Ve lâ ekūlü innî melek | Türünün üstünde olmak |
| 4 | Ve lâ ekūlü li'llezîne tezderî a'yünüküm len yü'tiyehümüllâhu hayrâ | Başkası adına hüküm vermek |
Ve listenin ilk üçü, kavmin talepleriyle birebir örtüşüyor. Bu, metinden doğrulanabilir bir örtüşmedir:
| Kavmin talebi / itirazı | Nûh'un reddi |
|---|---|
| Lev lâ ünzile aleyhi kenz (12 — sûrenin kendi bölümünde) | İndî hazâinullâh — yok |
| Ev câe meahû melek (12) | İnnî melek — değilim |
| Mâ nerâke illâ beşeran mislenâ (27) | Doğrulanıyor — itiraz değil kabul |
Ve aynı üçlü liste Kur'an'da bir kez daha, Peygamber'in ağzında geçer: kul lâ ekūlü leküm ındî hazâinullâhi ve lâ a'lemü'l-ğaybe ve lâ ekūlü leküm innî melek (En'âm 6/50). Birebir aynı üç cümle, iki ayrı peygamberin ağzında. Bu, metinden doğrulanabilir bir tekrardır.
ز-ر-ي kökü: küçümsemek, hor görmek, ayıplamak. Kök dizinde ilk kez burada geçiyor. İzderâ (VIII. bâb) — küçük görmek.
Ve öznenin seçimi kaydedilmelidir: tezderî a'yünüküm — "gözleriniz küçümsüyor". Küçümseyen kişi değil, göz.
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum ve yirmi yedinci ayetle bağlıyorum: kavim üç kez mâ nerâ ("görmüyoruz") demişti. Nûh, aynı organı öznenin yerine koyuyor. Yani cümle, itirazın kaynağını adlandırıyor: bakış.
Len yü'tiyehümüllâhu hayrâ — "Allah onlara asla bir hayır vermeyecek." Nûh bunu söylemeyi reddediyor.
Ve gerekçesi hemen veriliyor: Allâhu a'lemü bimâ fî enfüsihim — "içlerinde olanı Allah daha iyi bilir".
Bu cümle, Şuarâ 26/112'de (ve mâ ilmî bimâ kânû ya'melûn) işlenen cevapla aynı hattadır ve oraya dayanıyorum. Oradaki kayıt şuydu: "Nûh, iman edenleri savunmuyor. 'Onlar iyi insanlardır' demiyor. 'Ne yaptıklarını bilmiyorum' diyor. Cevap, itirazın dayandığı zemini reddediyor."
Hûd'da aynı tavır bir adım ileri gidiyor ve bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: Şuarâ'da Nûh bilmediğini söylüyordu; Hûd'da, bilmediği için hüküm kurmayı reddediyor. İkisi aynı ilkenin iki yüzüdür.
Ve cümle bir uyarıyla bitiyor: innî izen le-mine'z-zâlimîn — "yoksa o zaman gerçekten zalimlerden olurum." Yani başkası adına Allah'ın vereceği hakkında hüküm kurmak, ayetin dilinde zulüm olarak adlandırılıyor.
Otuz birinci ayet, bir davetçinin kendisine yakıştırılmasına izin vermeyeceği dört şeyi sayıyor: servet sahipliği, gaybı bilmek, türünün üstünde olmak, ve başkalarının âkıbeti hakkında konuşmak.
Bunu bir okuma olarak kaydediyorum ve dayanağı listenin kendisidir: dördü de, muhatabın davetçiye yüklemek isteyebileceği ya da davetçinin kendisine yükleyebileceği sıfatlardır. Ve dördü de reddediliyor.