وَلَمَّا جَآءَ أَمْرُنَا نَجَّيْنَا هُودًا وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مَعَهُۥ بِرَحْمَةٍ مِّنَّا وَنَجَّيْنَٰهُم مِّنْ عَذَابٍ غَلِيظٍ · وَتِلْكَ عَادٌ جَحَدُوا۟ بِـَٔايَٰتِ رَبِّهِمْ وَعَصَوْا۟ رُسُلَهُۥ وَٱتَّبَعُوٓا۟ أَمْرَ كُلِّ جَبَّارٍ عَنِيدٍ · وَأُتْبِعُوا۟ فِى هَٰذِهِ ٱلدُّنْيَا لَعْنَةً وَيَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ أَلَآ إِنَّ عَادًا كَفَرُوا۟ رَبَّهُمْ أَلَا بُعْدًا لِّعَادٍ قَوْمِ هُودٍ
Ve lemmâ câe emrunâ necceynâ Hûden ve'llezîne âmenû meahû bi-rahmetin minnâ ve necceynâhüm min azâbin ğalîz · Ve tilke Âdün cehadû bi-âyâti rabbihim ve asav rusülehû ve'ttebeû emra külli cebbârin anîd · Ve ütbiû fî hâzihi'd-dünyâ la'neten ve yevme'l-kıyâmeh, elâ inne Âden keferû rabbehüm, elâ bu'den li-Âdin kavmi Hûd
"Emrimiz gelince, Hûd'u ve onunla birlikte iman edenleri katımızdan bir rahmetle kurtardık; onları ağır bir azaptan kurtardık. · İşte Âd! Rablerinin âyetlerini bile bile inkâr ettiler, elçilerine karşı geldiler ve her inatçı zorbanın emrine uydular. · Bu dünyada da kıyamet gününde de lânete uğratıldılar. Dikkat edin! Âd, Rablerini inkâr etti. Dikkat edin! Hûd'un kavmi Âd, uzak olsun!"
Şuarâ'da Âd kıssası şöyle kapanıyordu: fe-kezzebûhu fe-ehleknâhüm · inne fî zâlike le-âyeh… (26/139-140) — helâk bir fiille, mühür iki ayetle.
| Ayet | İfade | İşi |
|---|---|---|
| 58 | Necceynâ Hûden ve'llezîne âmenû meah | Kurtarma — helâkten önce |
| 59 | Cehadû · asav · ittebeû | Suçun sayılması — üç fiil |
| 60 | Ütbiû … la'neh · elâ bu'den li-Âd | Sonuç |
Ve en dikkat çekici fark birinci satırdadır: Hûd sûresinde helâk anlatılmadan önce kurtarma anlatılıyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı üç ayetin ortak kuruluşudur: Şuarâ'nın mührü "çoğu inanmadı" diyordu — niceliğe bakıyordu. Hûd'un kapanışı ise önce kurtarılanları anıyor — sayıları söylenmese de varlıkları bildiriliyor. Bu bir izahtır, bir hüküm değil.
Ve terkip Kur'an'da birkaç yerde geçer (İbrâhîm 14/17; Fussilet 41/50; Lokmân 31/24 — azâbin ğalîz). Lokmân ve Fussilet'de geçmişti.
ج-ح-د kökü. Dilcilerin kaydettiği anlam kaydedilmeye değer: cahd, bilinen bir şeyi inkâr etmektir — yani bilmemek değil, bildiği hâlde kabul etmemek.
Ve dilciler kökün bir başka kullanımını da kaydeder: ardun cahdetün — verimi az, kurak toprak. İki anlamın ortak yanı vermemektir.
Kök Neml 27/14'te (ve cehadû bihâ ve'steykanethâ enfüsühüm) işlendi ve oraya dayanıyorum — orada aynı şey açıkça söyleniyordu: içleri kesin olarak bildiği hâlde.
ج-ب-ر kökü: bir şeyi zorla düzeltmek, kırığı sarmak; ve buradan zorlamak. Cebbâr — zorba. Kelime Kāf 50/45'te (ve mâ ente aleyhim bi-cebbâr) işlendi ve oraya dayanıyorum.
| # | Fiil | Yönü |
|---|---|---|
| 1 | Cehadû bi-âyâti rabbihim | Yukarıya karşı — âyetleri reddetme |
| 2 | Asav rusüleh | Elçiye karşı |
| 3 | İttebeû emra külli cebbârin anîd | Aşağıya doğru — birine uyma |
Üç fiilin üçüncüsü olumludur: uydular. Yani liste yalnız reddi değil, reddin yerine ne konduğunu da sayıyor.
Ve rusüleh kelimesi çoğuldur: "elçilerine". Âd'a bir elçi gelmişti (Hûd); çoğul kullanımı, bir elçiyi reddetmenin elçilik kurumunu reddetmek sayıldığını gösterir. Aynı yapı Şuarâ'de tablolandı — orada her kavim el-mürselîni (çoğul) yalanlıyordu. Oraya dayanıyorum.