فَلَمَّا جَآءَ أَمْرُنَا نَجَّيْنَا صَٰلِحًا وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مَعَهُۥ بِرَحْمَةٍ مِّنَّا وَمِنْ خِزْىِ يَوْمِئِذٍ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ ٱلْقَوِىُّ ٱلْعَزِيزُ · وَأَخَذَ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ ٱلصَّيْحَةُ فَأَصْبَحُوا۟ فِى دِيَٰرِهِمْ جَٰثِمِينَ · كَأَن لَّمْ يَغْنَوْا۟ فِيهَآ أَلَآ إِنَّ ثَمُودَا۟ كَفَرُوا۟ رَبَّهُمْ أَلَا بُعْدًا لِّثَمُودَ
Fe-lemmâ câe emrunâ necceynâ Sâlihan ve'llezîne âmenû meahû bi-rahmetin minnâ ve min hızyi yevmiiz, inne rabbeke hüve'l-kaviyyü'l-azîz · Ve ehaze'llezîne zalemü's-sayhatü fe-asbahû fî diyârihim câsimîn · Ke-en lem yağnev fîhâ, elâ inne Semûde keferû rabbehüm, elâ bu'den li-Semûd
"Emrimiz gelince, Sâlih'i ve onunla birlikte iman edenleri katımızdan bir rahmetle ve o günün rezilliğinden kurtardık. Şüphesiz senin Rabbin güçlüdür, üstündür. · Zulmedenleri o korkunç ses yakaladı ve yurtlarında diz üstü çökekaldılar · — sanki orada hiç yaşamamış gibiler. Dikkat edin! Semûd, Rablerini inkâr etti. Dikkat edin! Semûd uzak olsun!"
Kelime Kur'an'da birçok yerde helâk aracı olarak geçer ve dizinde işlendi (Yâsîn 36/29 ve 36/49, Hicr — dizide yok, Kamer 54/31 — orada sayhaten vâhıdeh). Yâsîn'ye dayanıyorum.
| Ayet | Kavim | İfade |
|---|---|---|
| 67 | Semûd | Ve ehaze'llezîne zalemü's-sayhatü fe-asbahû fî diyârihim câsimîn |
| 94 | Medyen | Ve ehazeti'llezîne zalemü's-sayhatü fe-asbahû fî diyârihim câsimîn |
İki cümle, tek harf farkıyla (fiilin müenneslik tâ'sı) aynıdır. Bu, Hûd sûresindeki en uzun birebir tekrardır ve metinden doğrulanabilir.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum ve Şuarâ'nin mühür tekniğiyle karşılaştırıyorum: Şuarâ'da tekrar kapanış formülüydü; Hûd'da tekrar helâkin tasviridir. Yani Hûd'da tekrarlanan şey sonuç değil, olayın kendisi.
ج-ث-م kökü: bir yere çöküp kalmak, dizlerinin üstüne yığılmak. Dilciler kelimeyi kuşun yere çömelmesi için de kullanıldığını kaydeder.
Ve kelimenin seçimi kaydedilmelidir: ayet "öldüler" demiyor. "Yurtlarında çökekaldılar" diyor — yani beden yerinde, hayat yok.
Ve cümle Hûd'da iki kez geçiyor: 68 (Semûd) ve 95 (Medyen). İkisi de aynı yerde: helâk tasvirinin hemen ardında.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: cümle bir iz sürme cümlesidir — geriye bakıldığında hiçbir şey kalmamış olması. Ve Şuarâ 26/128-129'da Âd'ın anıtları ve kaleleri anılmıştı. İki tasvir birlikte okunabilir: yapılan şeyler kalıcı sanılıyordu.
Kıssanın içinde, üçüncü şahıs anlatımının ortasında, birden Peygamber'e dönülüyor. Bu, Arapçada iltifat (hitabın yön değiştirmesi) denen bir tekniktir ve dizinde birçok yerde işlendi.
Ve isimlerin seçimi kaydedilmelidir: el-Kaviyyü'l-Azîz. Semûd'un öne çıkan vasfı güçtü (dağlardan ev yontmak — Şuarâ 26/149). Kapanışta anılan isim de güç ismidir.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve bağlayıcı değildir: sûre her kıssayı, o kıssanın konusuna uygun bir isimle kapatıyor. Bu, Şuarâ'nın sabit mühründen (her seferinde el-azîzü'r-rahîm) ayrılan bir tercihtir.
| Kıssa | Kapanıştaki isim(ler) | Kıssanın konusu |
|---|---|---|
| Nûh | Ğafûrun rahîm (41), bi-selâm (48) | Kurtuluş |
| Hûd | Hafîz (57) | Koruma — "bana tuzak kurun" |
| Sâlih | El-Kaviyyü'l-Azîz (66) | Güç |
| Şuayb | Rahîmün vedûd (90) | Dönüş çağrısı |