وَلَمَّا جَآءَتْ رُسُلُنَا لُوطًا سِىٓءَ بِهِمْ وَضَاقَ بِهِمْ ذَرْعًا وَقَالَ هَٰذَا يَوْمٌ عَصِيبٌ
Ve iki sahne arasındaki fark kaydedilmelidir: aynı elçiler, iki ayrı eve gidiyor ve iki ayrı karşılık alıyor.
| İbrâhim (69-70) | Lût (77) | |
|---|---|---|
| İlk tepki | Kāle selâm + buzağı | Sîe bihim ve dâka bihim zer'â |
| Korku ne zaman | Sonra — eller uzanmayınca | Hemen — geldiklerinde |
| Neyin korkusu | Misafirlerin kimliği | Misafirlerin başına gelecek |
| Söylenen | — | Hâzâ yevmün asîb |
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: iki peygamber de tanımadığı kimseleri ağırlıyor. Farkı yaratan şey misafirler değil, çevredir.
ذ-ر-ع kökü: kol; ve kolun uzunluğu kadar olan ölçü (zirâ' — arşın). Türkçedeki "arşın" bu köke bağlanır.
Ve deyimin somut resmi kaydedilmelidir ve bu bir dil gözlemidir: Arapçada dâka zer'uhû — "kolu daraldı" — bir kimsenin bir işi yapmaya gücünün yetmemesi anlamındadır. Kaynağı, bir yükü kollarıyla kucaklayamayan kişinin durumudur.
Aynı kök, iki elçi. Bu, metinden doğrulanabilir bir örtüşmedir ve sûrenin baştaki cümlesini kıssaya bağlıyor.
ع-ص-ب kökü: bağlamak, sarmak, düğümlemek. Aynı kökten ısâbe (baş bağı), asabe (bir kişinin baba tarafından akrabaları — birbirine bağlı olanlar) ve asab (sinir) gelir.
Ve kelimenin resmi kaydedilmeye değer: bir günün "düğümlenmiş" olması, çıkış yolunun kapalı olmasıdır.