قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ ٱلنَّاسِ
Bu üç öğenin (kul emri, e'ûzü fiilinin muzâri ve birinci tekil oluşu, bâü'l-ilsâk) tahlili Felak bölümünde yapıldı; burada tekrarlanmayacak.
Ama tekrarın kendisi üzerinde durmak gerekir. İki sûre aynı dört kelimeyle açılıyor: kul e'ûzü bi-rabbi. Sonra biri el-felak, diğeri en-nâs diyor.
Bu, iki metni birbirine kilitleyen bir yapı. Ortak açılış, farkı görünür kılıyor: aynı kapıdan giriliyor ama iki ayrı odaya çıkılıyor. Ve tam da bu yüzden, iki sûre arasındaki bütün farklar kasıtlı okunmalıdır — çünkü metin farkı, ortak bir zemin üzerine kurarak işaretlemiş oluyor.
Kök meselesi. Kelimenin kökeni hakkında dilciler ikiye ayrılmıştır ve iki görüş de klasik kaynaklarda kayıtlıdır:
1. أ-ن-س kökünden. Aslı unâs (أُنَاس) olup başındaki hemze düşmüş, başına el- takısı gelerek en-nâs olmuştur. Bu kökten: üns (yakınlık, alışkanlık, ünsiyet), ins (insan cinsi), insân, enîs (dost), müste'nis (alışan). Kökün merkezinde görülebilirlik, bilinirlik, alışılmışlık vardır — birbirini gören ve tanıyan varlıklar.
2. ن-و-س kökünden. Nevs, sallanmak, salınmak, bir yandan bir yana hareket etmek demektir. İnsanlar sürekli hareket halinde olduğu için bu adı almış olabilecekleri söylenmiştir.
Bir de şu var: insân kelimesinin نسي (unutmak) kökünden geldiğine dair bir görüş nakledilir — insan, unutan varlıktır. Bu görüş klasik kaynaklarda zikredilir ve tekrarlanır, ama dil bakımından tartışmalıdır ve çoğunluk tarafından kabul edilmez. Kaydediyorum, dayanak yapmıyorum.
Kelimenin bu sûredeki işlevi. Birinci görüşü esas alırsak, ins/nâs kökünde görünürlük vardır. Bu, altıncı ayette karşımıza çıkacak olan cinn kelimesiyle tam bir karşıtlık kuracak — çünkü cinn kökünde örtülülük vardır. Sûre, ilk kelimesiyle son kelimesi arasında bu karşıtlığı hazırlıyor.
Fâtiha, Kur'an'ın ilk sûresi, "Âlemlerin Rabbi" diye başlar — mümkün olan en geniş halka. Kur'an'ın son sûresi ise "İnsanların Rabbi" diyor — halka daralmış.
Bu daralma anlamsız değil. Sığınma kişisel bir eylemdir ve muhatabı olan bir varlığın, kendisiyle doğrudan ilgili olan sıfatla seslenmesi beklenir. Korkan insanın ihtiyacı, evrenin genel işleyişini bilmek değil; kendisinin kimin elinde olduğunu bilmektir.
Ayrıca sûrenin tehdidi de insana yöneliktir: vesvese "insanların göğüslerine" verilir ve kaynağının bir kısmı yine insandır. Yani sığınmanın konusu da, tehdidin sahnesi de aynı alandır: insan. Sûre bütün terminolojisini bu tek alan üzerine kuruyor.
Kur'an'ın Fâtiha'da en geniş halkayla açılıp Nâs'ta en dar halkayla kapanması, mushafın tertibine dair bir gözlemdir ve benim kurduğum bir çerçevedir; klasik bir nakil olarak sunmuyorum.
Rab kelimesinin tahlili Fâtiha bölümünde yapıldı; sığınma bağlamında neden bu ismin seçildiği ise Felak bölümünde işlendi. Özetle: Rab, ilişki bildiren, bakıp gözeten ve üzerinde tasarruf sahibi olan demektir. Ve tehlikeli olan şeyin sahibi kimse, ona sığınılır.