وَجَآءَتْ سَيَّارَةٌ فَأَرْسَلُوا۟ وَارِدَهُمْ فَأَدْلَىٰ دَلْوَهُۥ قَالَ يَٰبُشْرَىٰ هَٰذَا غُلَٰمٌ · وَشَرَوْهُ بِثَمَنٍۭ بَخْسٍ دَرَٰهِمَ مَعْدُودَةٍ وَكَانُوا۟ فِيهِ مِنَ ٱلزَّٰهِدِينَ
Ve câet seyyâratün fe-erselû vâridehüm fe-edlâ delvehû kāle yâ büşrâ hâzâ ğulâm · Ve eserrûhü bidâaten vallâhü alîmün bimâ ya'melûn · Ve şeravhü bi-semenin bahsin derâhime ma'dûdetin ve kânû fîhi mine'z-zâhidîn
"Bir kervan geldi; sucularını gönderdiler, o da kovasını saldı. 'Müjde! Bir oğlan çocuğu!' dedi. Onu bir ticaret malı olarak sakladılar. Allah, yaptıklarını bilendir. Ve onu değersiz bir bedele, sayılı birkaç dirheme sattılar; ona değer vermiyorlardı."
Kuyuda geçen süre, Yûsuf'un hâli, kurtarılma anındaki hiçbir ayrıntı verilmiyor. Sahne doğrudan kovanın salınmasıyla açılıyor.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum ve dayanağı 15. ile 19. ayetler arasındaki boşluktur: anlatı, olayı kuyunun içinden değil dışından gösteriyor. Ve gösterdiği ilk şey bir sudan çıkarma âletidir: delv — kova.
وَارِد — kök و-ر-د: suya varmak. Vird — su içme sırası; mevrid — su alınacak yer. Kervanın "önden su bulmaya giden adamı" için kullanılan bir meslek adıdır. Bu, sosyal tarih bakımından kayda değer bir ayrıntıdır: çöl kervanlarında su bulma işi ayrı bir görevdir.
يَٰبُشْرَىٰ — "müjde!". Kök ب-ش-ر: derinin dış yüzü (beşere); haberin yüzde bıraktığı iz. Kelime 96. ayette geri gelecek: fe-lemmâ en câe'l-beşîr. Sûrenin başında ve sonunda aynı kök — biri kuyudan çıkarken, öteki gömlek gelirken.
Kök Mutaffifîn 83/1'de ölçü meselesi işlenirken çözümlendi ve orada tam bu ayet örnek verilmişti:
بخس — kök ب-خ-س: bir şeyin değerini düşürerek almak, hakkını eksik vermek. Kur'an'daki en tanınmış kullanımı Yûsuf kıssasındadır: "Onu değersiz bir fiyata, sayılı birkaç dirheme sattılar." (Yûsuf 12/20). Semenin bahsin — düşürülmüş bedel. Bahs ile tatfîf arasındaki fark şudur: bahs fiyatta, tatfîf miktarda yapılan eksiltmedir. İkisi de aynı yere varır ama farklı yerden girer.
Oraya dayanıyorum. Fiil, Şuayb'ın Medyen'e söylediği sözde de geçer: ve lâ tebhasü'n-nâse eşyâehüm (Şuarâ 26/183; A'râf 7/85; Hûd 11/85) — ve o ayetler Mutaffifîn'de tablolandı.
Ve buraya ait olan şudur, kendi okumam olarak veriyorum: Kur'an'ın ölçü hilesi için kullandığı kelime, burada bir insanın fiyatı için kullanılıyor. Yani bahs, mala uygulandığında bir ticaret suçu; insana uygulandığında kıssanın en ağır sahnelerinden biri oluyor. Aynı kelime, iki alanda.
مَعْدُودَة — kök ع-د-د: saymak. Arapçada ma'dûd nitelemesi, çokluk değil azlık bildirir: sayılabilecek kadar az.
Aynı kalıp Kur'an'da birkaç yerde bu işi görür: eyyâmen ma'dûdât (Bakara 2/80, 2/184) — "sayılı günler", yani az gün.
| Kelime | Ne eksiltiyor |
|---|---|
| Bahs | Fiyatı — değerin altında |
| Ma'dûde | Miktarı — sayılabilecek kadar az |
| Ez-zâhidîn | İlgiyi — elden çıkarmaya istekli |
ز-ه-د kökü: bir şeye rağbet etmemek, az bulmak, ilgisiz kalmak. Zühd kelimesi de buradandır ve aslî anlamı "az" ve "istememek"tir.
Kelimenin buradaki kullanımı kaydedilmeye değer ve kendi okumam olarak veriyorum: sonraki dinî literatürde zühd olumlu bir vasıftır. Kur'an'daki bu tek kullanımında ise kelime, elinde bulunan şeyin değerini bilmeyenler için kullanılıyor. Yani kök, kendi başına bir değer bildirmiyor — neye rağbet edilmediği belirleyici.
وَكَانُوا۟ فِيهِ مِنَ ٱلزَّٰهِدِين cümlesinin kime ait olduğu üzerinde dilciler ayrılır: satanlar kardeşler mi, kervandakiler mi? Fiil (şeravhü) her iki tarafa da uyar; Arapçada şerâ hem satmak hem satın almak anlamına gelebilir. İhtilafı aktarıyorum, tercih dayatmıyorum.