قَالَ رَبِّ ٱلسِّجْنُ أَحَبُّ إِلَىَّ مِمَّا يَدْعُونَنِىٓ إِلَيْهِ وَإِلَّا تَصْرِفْ عَنِّى كَيْدَهُنَّ أَصْبُ إِلَيْهِنَّ وَأَكُن مِّنَ ٱلْجَٰهِلِينَ
Kāle rabbi's-sicnü ehabbü ileyye mimmâ yed'ûnenî ileyh · Ve illâ tasrif annî keydehünne asbü ileyhinne ve ekün mine'l-câhilîn · Fe'stecâbe lehû rabbühû fe-sarafe anhü keydehünne innehû hüve's-semîu'l-alîm
"Dedi ki: 'Rabbim! Zindan, beni çağırdıkları şeyden bana daha sevimlidir. Onların tuzağını benden uzaklaştırmazsan, onlara meyleder ve cahillerden olurum.' Rabbi onun duasını kabul etti ve onların tuzağını ondan uzaklaştırdı. Şüphesiz O, işitendir, bilendir."
Ve bu, sûrenin en dikkate değer kelime örgülerinden biridir: ehabb (daha sevgili) kalıbı sûrede iki kez geçiyor ve ikisi de bir tercihi adlandırıyor:
| Ayet | İfade | Kim söylüyor | Ne tercih ediliyor |
|---|---|---|---|
| 8 | Le-Yûsufü ve ehûhü ehabbü ilâ ebînâ minnâ | Kardeşler | Babanın sevgisinin dağılımı — bir şikâyet |
| 33 | Es-sicnü ehabbü ileyye mimmâ yed'ûnenî ileyh | Yûsuf | Zindan — bir tercih |
Ve karşılaştırma kaydedilmeye değer, kendi okumam olarak veriyorum: sekizinci ayette ehabb, başkasının kendisine ne kadar sevgi gösterdiğinin ölçüsüydü — ve bir husumet doğurdu. Otuz üçüncü ayette aynı kalıp, kişinin kendi tercihini bildiriyor ve bir zindan kabul ediliyor. Aynı kelime, iki ayrı işte: biri hak talebi, öteki tercih.
Ve dizim nüktesi şudur ve kaydedilmelidir: cümle "zindan iyidir" demiyor. İki şeyi karşılaştırıyor ve karşılaştırmanın öteki tarafını adlandırmıyor: mimmâ yed'ûnenî ileyh — "beni çağırdıkları şey".
Bunu bir gözlem olarak veriyorum: metin, teklifi adlandırmaktan kaçınıyor. Bu, sûrenin bu bölümdeki genel tavrıdır — sahne boyunca hiçbir yerde fiil açıkça adlandırılmaz; sû', fahşâ' ve mâ yed'ûnenî ileyh gibi örtülü ifadeler kullanılır.
Ve duanın en ağır cümlesi burada. Asbü — kök ص-ب-و: meyletmek, çocukça bir isteğe kapılmak. Aynı kökten sabî — çocuk.
Cümlenin kuruluşu kaydedilmelidir: kişi kendi gücüne güvenmiyor. Şart cümlesi kuruyor: "sen uzaklaştırmazsan, meylederim."
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı şart edatıdır (illâ = in lâ): cümle bir direnç ilanı değil, bir acz ikrarıdır. Ve bu, 53. ayetteki ve mâ überriü nefsî cümlesiyle aynı yerden gelir. İki cümle karşılaştırılabilir:
| Ayet | İfade | Ne bildiriyor |
|---|---|---|
| 33 | İllâ tasrif annî … asbü ileyhinn | Korunma dışarıdan gelmezse dayanamam |
| 53 | Ve mâ überriü nefsî | Kendimi temize çıkarmıyorum |
وَأَكُن مِّنَ ٱلْجَٰهِلِين — cehl, burada bilgisizlik değil davranış bildiriyor. Kasas 28/52-55'te (lâ nebteğı'l-câhilîn) aynı anlam işlendi: Arapçada cehlin karşıtı yalnız ilm değil, hilm (ölçülülük) de olabilir. Oraya dayanıyorum.
Ve otuz dördüncü ayet kaydedilmeye değer: duanın kabul edildiği açıkça söyleniyor — ve kabulün içeriği, istenen şeyin birebir karşılığıdır: fe-sarafe anhü keydehünne.
Bunu bir dizim gözlemi olarak veriyorum: 33. ayetteki talep (tasrif annî keydehünne) ile 34. ayetteki karşılık (sarafe anhü keydehünne) aynı kelimelerle kuruluyor. Yani metin, kabulü aynı lafzı tekrarlayarak gösteriyor.
Ve bir gerilim kaydedilmelidir, kendi okumam olarak: duanın kabulünden hemen sonra gelen şey zindandır (35). Metin, duanın kabulü ile durumun düzelmesini birbirine bağlamıyor — istenen şey "tuzağın uzaklaştırılması"ydı ve o gerçekleşti; zindan, isteğin dışında kalan bir sonuçtur.