يَٰصَٰحِبَىِ ٱلسِّجْنِ أَمَّآ أَحَدُكُمَا فَيَسْقِى رَبَّهُۥ خَمْرًا وَأَمَّا ٱلْءَاخَرُ فَيُصْلَبُ فَتَأْكُلُ ٱلطَّيْرُ مِن رَّأْسِهِۦ · وَقَالَ لِلَّذِى ظَنَّ أَنَّهُۥ نَاجٍ مِّنْهُمَا ٱذْكُرْنِى عِندَ رَبِّكَ فَأَنسَىٰهُ ٱلشَّيْطَٰنُ ذِكْرَ رَبِّهِۦ فَلَبِثَ فِى ٱلسِّجْنِ بِضْعَ سِنِينَ
"'Ey zindan arkadaşlarım! İkinizden biri efendisine şarap sunacak; öteki ise asılacak ve kuşlar başından yiyecek. Sorduğunuz iş hükme bağlanmıştır.' Ve onlardan kurtulacağını sandığı kişiye: 'Efendinin yanında beni an' dedi. Ama şeytan ona, efendisine anmayı unutturdu; böylece birkaç yıl daha zindanda kaldı."
Cevap, emmâ … ve emmâ kalıbıyla veriliyor — Arapçada ayrıntılandırma edatı; her defasında fâ ile cevap alır. Kalıp Vâkıa 56/88-94'te üçlü biçimiyle işlendi. Tekrarlamıyorum.
Ve iki kayıt düşülmelidir. Birincisi bir dizim gözlemi: yorum, rüyaların anlatılış sırasını koruyor. İkincisi daha ağırdır: ikinci yorum kötüdür ve yumuşatılmadan söyleniyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı ayetin lafzıdır: fe-yuslebü fe-te'külü't-tayru min re'sih. Metin, kötü haberi örtmüyor. Ve bunu, dört ayet önce tevhidi anlatmış olan aynı ağız söylüyor. Yani davetin muhataba hoş görünme kaygısıyla değiştirilmediği, aynı sahnede görülüyor.
تَسْتَفْتِيَان — kök ف-ت-ي, X. bâb: bir müşkilin çözümünü istemek. Fetvâ bu köktendir; ve fetâ (genç) de aynı kök — dilciler bunu "gücü tazelenmiş" anlamına bağlar. Sahnedeki iki kişi ayetin başında feteyân (iki genç) diye anılmıştı; şimdi aynı kökten bir fiille soruyorlar. Bu, metnin verisi olan bir örtüşmedir.
Bu cümledeki rabbike kelimesi Fâtiha 1/1'de bir dil kaydı olarak anıldı: rabb, insan için ancak tamlamayla kullanılabilir. Oraya dayanıyorum.
| İfade | Kelime |
|---|---|
| Üzkürnî inde rabbik | Beni an — istek |
| Fe-ensâhü'ş-şeytânü zikra rabbih | Anmayı unutturdu — sonuç |
| Okuma | Ensâhü zamiri kime | Anlam |
|---|---|---|
| 1 | Kurtulan kişiye | Şeytan ona, efendisinin yanında Yûsuf'u anmayı unutturdu; rabbihî = onun efendisi |
| 2 | Yûsuf'a | Şeytan ona, Rabbini anmayı unutturdu — yani bir insandan yardım istemesi kaydedilmiş oluyor; rabbihî = Allah |
Şu kaydedilmeye değer ve STYLE gereği açıkça söylenmelidir: ikinci okuma, bir peygamber hakkında bir kusur ima ettiği için klasik tefsirlerde de tartışmalıdır ve birçok müfessir birinci okumayı esas alır. Ben tercih dayatmıyorum; ama ikinci okumanın peygamberlere yakışmayan bir isnada dönüştürülmesinden kaçınmak gerektiğini kaydediyorum.
Ve birinci okumayı destekleyen bir karine metindedir: aynı ayette rabbike (senin efendin) zaten insan için kullanılmıştır. Bunu bir karine olarak kaydediyorum, tercih olarak değil.
بِضْعَ سِنِين — ب-ض-ع kökü: bir şeyden bir parça koparmak. Bid' — Arapçada üç ile dokuz arası belirsiz bir sayı için kullanılır. Kelime Kur'an'da bir kez daha geçer: fî bid'ı sinîn (Rûm 30/4) — Rûm 30/1-5'te işlendi.
Ve belirsizliğin sürdüğü kaydedilmelidir: 35. ayette hattâ hîn (bir süreye kadar) denmişti; burada bid'a sinîn (birkaç yıl). Süre iki kez anılıyor ve iki kez de ölçülmüyor. Bu, Kehf'nin ekseniyle örtüşen bir kayıttır.