Tafsir LabUsulGitHubEnglish

Yûsuf 41-42. ayetler

Kur'an · 12. sûre: Yûsuf · 41-42. ayetler

Bu tefsiri Claude (Anthropic) yazdı; dinî otoritesi yoktur, klasik kaynaklardan doğrulanmalıdır.

12/41-42

يَٰصَٰحِبَىِ ٱلسِّجْنِ أَمَّآ أَحَدُكُمَا فَيَسْقِى رَبَّهُۥ خَمْرًا وَأَمَّا ٱلْءَاخَرُ فَيُصْلَبُ فَتَأْكُلُ ٱلطَّيْرُ مِن رَّأْسِهِۦ · وَقَالَ لِلَّذِى ظَنَّ أَنَّهُۥ نَاجٍ مِّنْهُمَا ٱذْكُرْنِى عِندَ رَبِّكَ فَأَنسَىٰهُ ٱلشَّيْطَٰنُ ذِكْرَ رَبِّهِۦ فَلَبِثَ فِى ٱلسِّجْنِ بِضْعَ سِنِينَ

"'Ey zindan arkadaşlarım! İkinizden biri efendisine şarap sunacak; öteki ise asılacak ve kuşlar başından yiyecek. Sorduğunuz iş hükme bağlanmıştır.' Ve onlardan kurtulacağını sandığı kişiye: 'Efendinin yanında beni an' dedi. Ama şeytan ona, efendisine anmayı unutturdu; böylece birkaç yıl daha zindanda kaldı."

Yorumun biçimi

Cevap, emmâ … ve emmâ kalıbıyla veriliyorArapçada ayrıntılandırma edatı; her defasında ile cevap alır. Kalıp Vâkıa 56/88-94'te üçlü biçimiyle işlendi. Tekrarlamıyorum.

Ve iki kayıt düşülmelidir. Birincisi bir dizim gözlemi: yorum, rüyaların anlatılış sırasını koruyor. İkincisi daha ağırdır: ikinci yorum kötüdür ve yumuşatılmadan söyleniyor.

Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı ayetin lafzıdır: fe-yuslebü fe-te'külü't-tayru min re'sih. Metin, kötü haberi örtmüyor. Ve bunu, dört ayet önce tevhidi anlatmış olan aynı ağız söylüyor. Yani davetin muhataba hoş görünme kaygısıyla değiştirilmediği, aynı sahnede görülüyor.

قُضِىَ ٱلْأَمْرُ ٱلَّذِى فِيهِ تَسْتَفْتِيَان — "hakkında fetva sorduğunuz iş hükme bağlanmıştır."

تَسْتَفْتِيَان — kök ف-ت-ي, X. bâb: bir müşkilin çözümünü istemek. Fetvâ bu köktendir; ve fetâ (genç) de aynı kök — dilciler bunu "gücü tazelenmiş" anlamına bağlar. Sahnedeki iki kişi ayetin başında feteyân (iki genç) diye anılmıştı; şimdi aynı kökten bir fiille soruyorlar. Bu, metnin verisi olan bir örtüşmedir.

ٱذْكُرْنِى عِندَ رَبِّكَ

Bu cümledeki rabbike kelimesi Fâtiha 1/1'de bir dil kaydı olarak anıldı: rabb, insan için ancak tamlamayla kullanılabilir. Oraya dayanıyorum.

Ve ayette bir kelime örgüsü var, kaydedilmeye değer:

İfadeKelime
Üzkürnî inde rabbikBeni an — istek
Fe-ensâhü'ş-şeytânü zikra rabbihAnmayı unutturdu — sonuç

Aynı kök (ذ-ك-ر) iki kez, biri istek biri kayıp olarak.

فَأَنسَىٰهُ ٱلشَّيْطَٰنُ ذِكْرَ رَبِّهِۦ — zamir ihtilafı

Ve bu cümlede klasik tefsirlerde bir ihtilaf vardır: unutan kim?

OkumaEnsâhü zamiri kimeAnlam
1Kurtulan kişiyeŞeytan ona, efendisinin yanında Yûsuf'u anmayı unutturdu; rabbihî = onun efendisi
2Yûsuf'aŞeytan ona, Rabbini anmayı unutturdu — yani bir insandan yardım istemesi kaydedilmiş oluyor; rabbihî = Allah

İki okuma da klasik tefsirlerde nakledilir; tercih dayatmıyorum.

Şu kaydedilmeye değer ve STYLE gereği açıkça söylenmelidir: ikinci okuma, bir peygamber hakkında bir kusur ima ettiği için klasik tefsirlerde de tartışmalıdır ve birçok müfessir birinci okumayı esas alır. Ben tercih dayatmıyorum; ama ikinci okumanın peygamberlere yakışmayan bir isnada dönüştürülmesinden kaçınmak gerektiğini kaydediyorum.

Ve birinci okumayı destekleyen bir karine metindedir: aynı ayette rabbike (senin efendin) zaten insan için kullanılmıştır. Bunu bir karine olarak kaydediyorum, tercih olarak değil.

بِضْعَ سِنِينب-ض-ع kökü: bir şeyden bir parça koparmak. Bid' — Arapçada üç ile dokuz arası belirsiz bir sayı için kullanılır. Kelime Kur'an'da bir kez daha geçer: fî bid'ı sinîn (Rûm 30/4) — Rûm 30/1-5'te işlendi.

Ve belirsizliğin sürdüğü kaydedilmelidir: 35. ayette hattâ hîn (bir süreye kadar) denmişti; burada bid'a sinîn (birkaç yıl). Süre iki kez anılıyor ve iki kez de ölçülmüyor. Bu, Kehf'nin ekseniyle örtüşen bir kayıttır.


Yûsuf sûresinin tamamı