وَقَالَ يَٰبَنِىَّ لَا تَدْخُلُوا۟ مِنۢ بَابٍ وَٰحِدٍ وَٱدْخُلُوا۟ مِنْ أَبْوَٰبٍ مُّتَفَرِّقَةٍ وَمَآ أُغْنِى عَنكُم مِّنَ ٱللَّهِ مِن شَىْءٍ إِنِ ٱلْحُكْمُ إِلَّا لِلَّهِ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ
"Ve dedi ki: 'Oğullarım! Tek bir kapıdan girmeyin; ayrı ayrı kapılardan girin. Ben, Allah'tan gelecek hiçbir şeyi sizden savamam. Hüküm ancak Allah'ındır; ben O'na dayandım, dayananlar da yalnız O'na dayansın.' Babalarının emrettiği yerden girdiklerinde, bu, Allah'tan gelecek hiçbir şeyi onlardan savmadı; sadece Ya'kūb'un içindeki bir dileği yerine getirmiş oldu. Ve o, kendisine öğrettiğimiz için bir bilgi sahibiydi; fakat insanların çoğu bilmez."
Ve bu iki ayet, Kur'an'ın bu konudaki en açık metnidir. Bir tedbir alınıyor ve aynı nefeste sınırı konuyor.
| Öğe | İfade |
|---|---|
| Tedbir | Lâ tedhulû min bâbin vâhidin ve'dhulû min ebvâbin müteferrika |
| Sınır | Ve mâ uğnî anküm minallâhi min şey' |
| Hüküm | İni'l-hükmü illâ lillâh |
| Tavır | Aleyhi tevekkeltü |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı dört öğenin sırasıdır: tedbir alınıyor ve etkisizliği de aynı anda söyleniyor. Yani metin, tedbiri ne kaldırıyor ne de ona güç atfediyor.
Ve 68. ayet bunu doğruluyor: mâ kâne yuğnî anhüm minallâhi min şey' — tedbir, sonucu değiştirmedi. Nitekim su kabı yine onların yükünde bulunacak.
إِلَّا حَاجَةً فِى نَفْسِ يَعْقُوبَ قَضَىٰهَا — "yalnızca Ya'kūb'un içindeki bir dileği yerine getirdi."
Bunu bir dizim gözlemi olarak veriyorum ve kaydedilmeye değer: ayet, tedbirin hiç işe yaramadığını söylemiyor. Bir iş gördüğünü söylüyor ve o işin yerini adlandırıyor: fî nefsi Ya'kūb — içinde.
Yani tedbirin karşılığı dış dünyada değil, tedbiri alanın kendisindedir. Bu, sûrenin en ince kayıtlarından biridir.
Cümle 40. ayette Yûsuf'un ağzında geçmişti ve orada tablolamıştım. Burada dayanağı görülüyor: aynı cümle, iki ayrı bağlamda — biri tevhid, öteki tedbir.
Ve cümlenin kuruluşu kaydedilmelidir: bilgi sahibi olduğu söyleniyor ve hemen kaynağı ekleniyor: li-mâ allemnâhü — "kendisine öğrettiğimiz için".
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı harf-i cerdir (li): cümle, bilgiyi bir vasıf olarak vermiyor — bir öğretimin sonucu olarak veriyor. Ve bu, 76. ayetteki ve fevka külli zî ılmin alîm cümlesinin zeminini kuruyor.
مُّتَفَرِّقَة — ve kelime kaydedilmeye değer: aynı kök (ف-ر-ق) 39. ayette erbâbün müteferrikûn olarak geçmişti. Orada dağınıklık bir kusurdu; burada bir tedbir. Aynı kelime, iki ayrı işte — bu, sûre içinde sayılabilir bir tekrardır.