قَالُوا۟ وَأَقْبَلُوا۟ عَلَيْهِم مَّاذَا تَفْقِدُونَ · قَالُوا۟ نَفْقِدُ صُوَاعَ ٱلْمَلِكِ وَلِمَن جَآءَ بِهِۦ حِمْلُ بَعِيرٍ وَأَنَا۠ بِهِۦ زَعِيمٌ
"Onlara dönerek: 'Ne kaybettiniz?' dediler. 'Kralın su kabını kaybettik; onu getirene bir deve yükü var. Ben buna kefilim' dediler. 'Allah'a andolsun ki, biz bu ülkede bozgunculuk çıkarmaya gelmedik ve biz hırsız değiliz' dediler. 'Peki yalancı çıkarsanız cezası nedir?' dediler. 'Cezası, kimin yükünde bulunursa işte o, onun cezasıdır. Biz zalimleri böyle cezalandırırız' dediler."
Kelime Kalem 68/34-41'de (sel hüm eyyühüm bi-zâlike zaîm) çözümlendi ve orada bu ayet örnek verilmişti:
Kur'an ikinci anlamı bir yerde açıkça kullanır: Yûsuf kıssasında, kaybolan ölçek için "ve ben buna kefilim" (ve ene bihî zaîm) denir (Yûsuf 12/72).
Oraya dayanıyorum. ز-ع-م kökü: söz vermek, üstlenmek; ve dayanaksız iddia etmek. Kelimenin iki ucu vardır: kefalet ve boş iddia. Ve Kasas 28/61-70'te aynı kökün olumsuz ucu işlendi (ellezîne küntüm tez'umûn).
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: aynı kök, bir yerde bir taahhüdün, bir yerde temelsiz bir iddianın adıdır. Ortak çekirdek, bir şeyi üstlenmektir; belirleyici olan, arkasında bir dayanağın bulunup bulunmadığıdır.
Ve sahnenin düğümü buradadır. Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı ayetlerin sırasıdır:
| Adım | Ayet | Kim yapıyor |
|---|---|---|
| 1 | Suçlama | Çağırıcı (70) |
| 2 | Ret ve yemin | Kardeşler (73) |
| 3 | "Peki cezası nedir?" | Görevliler (74) |
| 4 | Cezanın belirlenmesi | Kardeşler (75) |
Yani hüküm, kardeşlerin kendi ağzından çıkıyor. Ve bunun gerekçesi 76. ayette açıkça söylenecek: mâ kâne li-ye'huze ehâhü fî dîni'l-melik — kralın hukukunda böyle bir alıkoyma yoktur.
Yani plan, o toplumun kendi hukukuyla değil, karşı tarafın kendi kabul ettiği kuralla işliyor. Bu, metnin açıkça söylediği bir şeydir (76) ve bir yorum değildir.
Arapçada yemin üç harfle yapılır: vâv, bâ, tâ. Dilciler tâ ile yapılan yeminin en az kullanılanı olduğunu ve genellikle şaşkınlık ya da güçlü vurgu taşıdığını kaydeder.
Ve bu harf, Kur'an'da en çok bu sûrede geçer: 73, 85, 91, 95. Dördü de kardeşlerin ya da yanındakilerin ağzından çıkıyor. Bu, sûre içinde sayılabilir bir örgüdür.
مَا جِئْنَا لِنُفْسِدَ فِى ٱلْأَرْضِ — ve savunmanın biçimi kaydedilmeye değer: önce niyet reddediliyor (mâ ci'nâ li-nüfside), sonra fiil (ve mâ künnâ sârikīn). Yani savunma, tek bir olaydan daha geniş bir alanı kapsıyor.