وَلِلَّهِ يَسْجُدُ مَن فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَظِلَٰلُهُم بِٱلْغُدُوِّ وَٱلْـَٔاصَالِ · … قُلْ هَلْ يَسْتَوِى ٱلْأَعْمَىٰ وَٱلْبَصِيرُ أَمْ هَلْ تَسْتَوِى ٱلظُّلُمَٰتُ وَٱلنُّورُ
"Göklerde ve yerde kim varsa — isteyerek ya da istemeyerek — Allah'a secde eder; gölgeleri de sabah akşam. De ki: 'Kör ile gören bir olur mu? Yahut karanlıklarla aydınlık bir olur mu?'"
Bu ikili Fussilet 41/11'de işlendi (i'tiyâ tav'an ev kerhen) ve orada kaydedilmişti: iki seçenekli emre tek yönlü cevap verilmesi (etaynâ tâiîn). Oraya dayanıyorum.
Fussilet'te teklif iki şıklıydı; Ra'd'da tespit iki tarafı da kapsıyor. Bunu bir dil gözlemi olarak kaydediyorum.
Furkān 25/45-46'da gölge delili ayrıntılı işlendi (keyfe medde'z-zılle) ve Nahl 16/48'de (yetefeyyeü zılâlühû) tekrar ele alındı. Oraya dayanıyorum.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: secde eden şeyler arasında gölgeler sayılıyor — yani kendi başına varlığı olmayan, yalnız bir başkasının varlığıyla var olan şey. Ve gölgenin hareketi kişinin elinde değildir. Secde listesinde bulunmasının nüktesi budur.
"Eşit olmazlar" dizisi dizinde birçok yerde işlendi: Ğâfir (Mü'min) 40/58, Câsiye 45/21, Fâtır (Melâike) 35/19-22, Secde 32/18. Ra'd bu hattın bir halkasıdır.
Ve sûre içindeki yeri kaydedilmelidir: bu karşılaştırma, on yedinci ayetteki sel temsilinin hemen öncesinde geliyor. Yani soru soruluyor, sonra cevabı bir temsille veriliyor.