لِلَّذِينَ ٱسْتَجَابُوا۟ لِرَبِّهِمُ ٱلْحُسْنَىٰ وَٱلَّذِينَ لَمْ يَسْتَجِيبُوا۟ لَهُۥ لَوْ أَنَّ لَهُم مَّا فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًا وَمِثْلَهُۥ مَعَهُۥ لَٱفْتَدَوْا۟ بِهِۦٓ
"Rablerinin çağrısına uyanlara en güzeli vardır. Uymayanlara gelince: yeryüzündekilerin tamamı ve bir katı daha onların olsaydı, kurtulmak için hepsini fidye verirlerdi."
Aynı ölçü Zümer 39/47'de işlendi ve orada kaydedilmişti: mevcut olanın ötesine geçen bir miktar — ve buna rağmen kabul edilmiyor. Oraya dayanıyorum.
Ve iki ayet arasındaki fark kaydedilmeye değer: Zümer'de fidye azaptan kurtulmak için veriliyordu; Ra'd'da fidyenin bağlamı, çağrıya uymamış olmak.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı ayetin ilk yarısıdır: karşı tarafa verilen şey el-hüsnâ (en güzeli) idi ve karşılığında istenen tek şey isticâbe (çağrıya cevap vermek) — yani bir bedel değil, bir karşılık. Fidye sahnesi, o karşılığın verilmemiş olmasının sonucunu gösteriyor.