Tafsir LabUsulGitHubEnglish

Hicr 19-20. ayetler

Kur'an · 15. sûre: Hicr · 19-20. ayetler

Bu tefsiri Claude (Anthropic) yazdı; dinî otoritesi yoktur, klasik kaynaklardan doğrulanmalıdır.

15/19-20

وَٱلْأَرْضَ مَدَدْنَٰهَا وَأَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ وَأَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ شَىْءٍ مَّوْزُونٍ · وَجَعَلْنَا لَكُمْ فِيهَا مَعَٰيِشَ وَمَن لَّسْتُمْ لَهُۥ بِرَٰزِقِينَ

Ve'l-arda medednâhâ ve elkaynâ fîhâ ravâsiye ve enbetnâ fîhâ min külli şey'in mevzûn · Ve cealnâ leküm fîhâ maâyişe ve men lestüm lehû bi-râzikīn

"Yeri de yayıp döşedik; oraya sabit dağlar yerleştirdik ve orada ölçülü her şeyden bitirdik. · Orada hem size hem de rızkını sizin vermediğiniz canlılara geçim vasıtaları yarattık."

مَدَدْنَٰهَا

م-د-د kökü: uzatmak, yaymak, germek. Kök Mülk'de ve Zuhruf 43/10'da (ceale lekümü'l-arda mehdâ) yakın bir kelimeyle işlendi. Oralara dayanıyorum.

STYLE gereği bir sınır çiziyorum: bu fiilden yerin biçimine dair bir sonuç çıkarmıyorum — ne bir iddiayı doğrulamak ne de çürütmek için. Kelimenin sözlük anlamı "yaymak"tır; ayetin muhatabına söylediği şey, üzerinde yürünecek bir genişliğin hazırlanmış olmasıdır. Aynı sınır Zümer 39/5'te yükevviru fiili için konmuştu; oraya dayanıyorum.

رَوَٰسِىrâsiyenin çoğulu. Kök ر-س-و: bir yere sabitlenmek, demir atmak. Mürsâ — geminin demirlediği yer.

Fiil kaydedilmelidir: elkaynâ — "attık, bıraktık." Dilciler bu fiilin burada "yerleştirmek" anlamında kullanıldığını kaydeder.

مِن كُلِّ شَىْءٍ مَّوْزُونٍ

و-ز-ن kökü: tartmak. Mîzân — terazi; vezn — tartı, ağırlık. Kök Rahmân 55/7-9'da (ve vedaa'l-mîzân) ayrıntılı işlendi. Oraya dayanıyorum.

Mevzûn, ism-i mef'ûldür: "tartılmış, ölçüsü belirlenmiş."

Kelimenin buradaki karşılığı üzerinde dilciler ayrılır:

OkumaMevzûn ne
1Miktarı belirlenmiş — her şey ölçüsünce bitiriliyor
2Değeri olan, tartıya gelen — kıymetli madenler dâhil
3Birbirine denk, uyumlu — düzenli

Üçü de nakledilir; tercih dayatmıyorum.

Kaydedilmesi gereken şey, kelimenin sûre içindeki yeridir: iki ayet sonra bi-kaderin ma'lûm (belirli bir ölçüyle) gelecek. Yani mevzûn ve kader, iki ayet arayla aynı fikri iki ayrı kökle söylüyor.

مَعَٰيِش

Maîşetin çoğulu. Kök ع-ي-ش: yaşamak. Maîşe — yaşama vasıtası, geçim.

وَمَن لَّسْتُمْ لَهُۥ بِرَٰزِقِينَ

Cümlenin kuruluşu kaydedilmelidir ve dilciler men kelimesinin bağlanışında ayrılır:

OkumaMen neye bağlanıyorAnlam
1Cealnâ leküm… ve li-menSizin rızkını vermediğiniz canlılar için de geçim yarattık
2Cealnâ leküm… maâyişe ve menSize hem geçim hem de beslemediğiniz varlıkları verdik (hizmetinize sunulanlar)

İki okuma da nakledilir; tercih dayatmıyorum.

Ama birinci okuma bir şey söylüyor ve bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı da lestüm lehû bi-râzikīn ifadesinin kendisidir: ayet, insanın yeryüzündeki tek muhatap olmadığını söylüyor. Ve bunu, insanın beslemediği canlıları anarak yapıyor. Yani kapsam, insanın sorumluluk alanının dışına taşıyor.


Bu bölümde çözümlenen kökler

م-د-دو-ز-ن

Hicr sûresinin tamamı