وَلَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَٰنَ مِن صَلْصَٰلٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ · وَٱلْجَآنَّ خَلَقْنَٰهُ مِن قَبْلُ مِن نَّارِ ٱلسَّمُومِ
Ve lekad halakne'l-insâne min salsâlin min hamein mesnûn · Ve'l-cânne halaknâhü min kablü min nâri's-semûm
"Andolsun, insanı kuru bir çamurdan, biçim verilmiş bir balçıktan yarattık. · Cânnı da daha önce, kavurucu ateşten yarattık."
Kök mudâ'af rubâ'îdir — iki harfli bir çekirdeğin ikilenmesiyle kurulmuş dört harfli kök. Bu kök tipi Zilzâl'de çözümlendi: ikilenmiş kökler tekrarlanan, gidip gelen hareketi ve o hareketin çıkardığı sesi anlatır. Ve orada verilen örnek listesinin ilk maddesi tam bu kelimeydi: salsale — çınlamak, kuru çamurun tıngırdaması.
Dilcilerin kelime için kaydettiği iki kol da orada verilmişti ve tekrarlamıyorum: biri çınlayan kuru çamur, öteki kokusu değişmiş çamur (salla'l-lahm — et koktu).
| Sûre | İfade | İkinci öğe | Neye benzetiliyor |
|---|---|---|---|
| Rahmân 55/14 | Salsâlin ke'l-fahhâr | Teşbih — ke edatıyla | Pişmiş çömlek |
| Hicr 15/26 | Salsâlin min hamein mesnûn | Beyân — min edatıyla | Biçim verilmiş balçık |
Bir. Rahmân'da bir benzetme var (ke'l-fahhâr — çömlek gibi); Hicr'de bir aslını bildirme var (min hamein mesnûn — şu balçıktan). Biri neye benzediğini, öteki neyden olduğunu söylüyor.
İki. Rahmân'daki ikinci öğe pişmişliğe (fahhâr — çömlek, ateşten geçmiş), Hicr'deki şekillendirilmişliğe bakıyor. Yani iki sûre, aynı maddenin iki ayrı safhasını anıyor.
Bu farkı kaydediyorum; iki ayetten bir yaratılış sırası ya da bir aşama tablosu çıkarmıyorum. Metin bir süreç anlatmıyor.
ح-م-أ kökü: koyu, siyahımsı, kokusu değişmiş çamur. Hame' — su birikintisinin dibinde toplanan siyah balçık. Dilciler kelimenin kararmış ve kokmuş olma yönünü kaydeder.
Ve bu kelime, salsâlin ikinci kolunu destekliyor — çünkü hame' zaten kokusu değişmiş çamurdur. Bunu bir karîne olarak kaydediyorum.
| Okuma | Kökün hangi dalı | Anlam |
|---|---|---|
| 1 | Senne — bir kalıba dökmek, biçim vermek | Şekillendirilmiş balçık |
| 2 | Senne — akıtmak, dökmek (sünnet kelimesinin kökü) | Dökülmüş, akıcı hâlde |
| 3 | Senne'l-hadîde — bilemek, sürtmek | Sürtülüp yoğrulmuş |
| 4 | Kelimenin âsin (kokmuş) ile ilişkilendirilmesi | Değişmiş, kokmuş |
Kaydedilmesi gereken bir kök ortaklığı var: on üçüncü ayette sünnetü'l-evvelîn geçmişti — aynı kök. Ve orada "açılmış yol" anlamındaydı. İki kullanım arasında anlam bağı kurmuyorum; yalnız sûre içinde aynı kökün iki ayrı dalda geçtiğini kaydediyorum.
Kelime Tûr 52/27'de (ve vekānâ azâbe's-semûm) çözümlendi ve orada Vâkıa 56/42'deki geçişi de anıldı. Oralara dayanıyorum.
Kelime, çölde bilinen bir olguyu adlandırır: nemsiz, çok sıcak, insanı kurutan rüzgâr. Ve dikkat: kelime bir rüzgâr adıdır.
| Yer | Terkip | Ne için |
|---|---|---|
| Tûr 52/27 / Vâkıa 56/42 | Azâbe's-semûm / semûmin ve hamîm | Azap — çekilen şey |
| Hicr 15/27 | Nâri's-semûm | Yaratılış maddesi — cinnin aslı |
Aynı kelime, iki sûrede azabın adı, burada bir varlığın maddesi. Bunu bir kelime gözlemi olarak kaydediyorum.
Rahmân 55/14-15'te iki cümlenin birebir aynı kalıpta olduğu ve bunun iki türe eşit muamele bildirdiği kaydedilmişti (halaka'l-insâne min… / ve halaka'l-cânne min…). Oraya dayanıyorum.
| Sûre | İnsan | Cin |
|---|---|---|
| Rahmân 55/14-15 | Halaka'l-insâne min… | Ve halaka'l-cânne min… — aynı kalıp |
| Hicr 15/26-27 | Halakne'l-insâne min… | Ve'l-cânne halaknâhü… — nesne öne alınmış |
Arapçada nesnenin fiilin önüne alınması vurgu bildirir. Ve buna bir zaman kaydı ekleniyor: min kablü — "daha önce."
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: Rahmân'da iki tür yan yana konuyordu; Hicr'de ikincisi zaman bakımından öne çekiliyor. Ve bu, hemen ardından gelecek olan sahne için gereklidir: İblîs'in itirazı, kendi maddesinin önceliğine dayanacak.