وَنَبِّئْهُمْ عَن ضَيْفِ إِبْرَٰهِيمَ · إِذْ دَخَلُوا۟ عَلَيْهِ فَقَالُوا۟ سَلَٰمًا قَالَ إِنَّا مِنكُمْ وَجِلُونَ · قَالُوا۟ لَا تَوْجَلْ إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَٰمٍ عَلِيمٍ
Ve nebbi'hüm an dayfi İbrâhîm · İz dehalû aleyhi fe-kālû selâmen kāle innâ minküm vecilûn · Kālû lâ tevcel innâ nübeşşiruke bi-ğulâmin alîm
"Onlara İbrâhim'in konuklarını da haber ver. · Yanına girip 'selâm' dediklerinde, o: 'Doğrusu biz sizden ürküyoruz' dedi. · Dediler ki: 'Ürkme! Biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz.'"
ض-ي-ف kökü: misafir. Ve kelime Arapçada masdar aslından geldiği için hem tekil hem çoğul için kullanılır — bu yüzden dayf tekil, ardından gelen fiil (dehalû) çoğuldur.
| Öğe | Zâriyât 51/24-30 | Hicr 15/51-56 |
|---|---|---|
| Konukların sıfatı | El-mükramîn — ikram edilmiş | Sıfatsız |
| İkram sahnesi | Var — bi-ıclin semîn (semiz buzağı) | Yok |
| Korkunun ifadesi | Fe-evcese minhüm hîfeten — içine korku düştü | İnnâ minküm vecilûn — açıkça söylüyor |
| Sakinleştirme | Lâ tehaf | Lâ tevcel |
| Müjdenin muhatabı | İbrâhim ve karısı — kadının tepkisi anlatılıyor | Yalnız İbrâhim |
| İbrâhim'in tepkisi | Anlatılmıyor | E-beşşertümûnî alâ en messeniye'l-kiber |
İki sûre aynı olayı iki ayrı yerden gösteriyor. STYLE gereği kaydediyorum: Kur'an'ın vermediği ayrıntıya girmiyorum — konukların kim olduğu, kaç kişi oldukları, nasıl göründükleri metinde yoktur.
Kök: korkuyla ürperme, iç titremesi. Dilciler veceli "kalbin ansızın kımıldaması" diye tarif eder. Ve kelimenin ayırt edici yanı: havf genellikle gelecek bir zarardan duyulur; vecel ise anlık, bedensel bir ürpermedir.
Buraya ait olan şudur ve kaydedilmelidir: Zâriyât'ta kullanılan kelime hîfe (خ-و-ف kökünden) idi; burada vecel.
| Sûre | Kelime | Ne bildiriyor |
|---|---|---|
| Zâriyât 51/28 | Hîfe — içine düşen korku | Fiil: evcese (gizledi, içinde duydu) |
| Hicr 15/52 | Vecilûn — ürperme | Açıkça söyleniyor |
Bunu bir kelime gözlemi olarak kaydediyorum: Zâriyât'ta korku gizleniyordu (evcese — içinde tuttu), Hicr'de dile getiriliyor. İki sûre, aynı ânın iki ayrı yüzünü veriyor.
Ve karşılık aynı kökle geliyor: lâ tevcel — "ürkme." Yani cevap, kullanılan kelimenin kendisini olumsuzluyor. Bu, dizim üzerinden doğrulanabilir bir örgüdür.
Sıfat kaydedilmelidir: alîm — bilgin. Zâriyât'ta da aynı sıfat kullanılmıştı (bi-ğulâmin alîm). Sâffât 37/101'de ise bi-ğulâmin halîm (yumuşak huylu) geçer.
İki sıfatın iki ayrı çocuğa mı yoksa aynısına mı ait olduğu klasik tefsirlerde tartışılır. Bu tartışmaya girmiyorum; Kur'an'ın vermediği ayrıntıya girmemek kaydı gereği, hangi ayetin hangi çocuğu anlattığı konusunda bir tercih yapmıyorum.