فَأَسْرِ بِأَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِّنَ ٱلَّيْلِ وَٱتَّبِعْ أَدْبَٰرَهُمْ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنكُمْ أَحَدٌ وَٱمْضُوا۟ حَيْثُ تُؤْمَرُونَ · وَقَضَيْنَآ إِلَيْهِ ذَٰلِكَ ٱلْأَمْرَ أَنَّ دَابِرَ هَٰٓؤُلَآءِ مَقْطُوعٌ مُّصْبِحِينَ
Fe-esri bi-ehlike bi-kıt'ın mine'l-leyli ve'ttebi' edbârahüm ve lâ yeltefit minküm ehadün vemdû haysü tü'merûn · Ve kadaynâ ileyhi zâlike'l-emra enne dâbira hâülâi maktûun musbihîn
"Gecenin bir bölümünde ailenle birlikte yola çık; sen de arkalarından git. İçinizden hiç kimse arkasına dönüp bakmasın. Emrolunduğunuz yere geçin gidin. · Ona şu hükmü bildirdik: sabaha çıkarken bunların kökü kesilmiş olacak."
| Sıra | Emir | Ne düzenliyor |
|---|---|---|
| 1 | Esri bi-ehlike bi-kıt'ın mine'l-leyl | Zaman — gecenin bir bölümü |
| 2 | Ve'ttebi' edbârahüm | Sıra — Lût arkada |
| 3 | Ve lâ yeltefit minküm ehad | Bakış — geriye dönülmeyecek |
| 4 | Vemdû haysü tü'merûn | Yön — söylenen yere |
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: emirler zamanı, sırayı, bakışı ve yönü ayrı ayrı belirliyor. Hiçbiri karara bırakılmamış.
س-ر-ي kökü: gece yolculuğu. Serâ / esrâ — gece yürüdü. Kök İsrâ'de sûre adı vesilesiyle çözümlendi. Tekrarlamıyorum.
ٱتَّبِعْ أَدْبَٰرَهُمْ — "arkalarından git." Yani Lût en sonda yürüyecek. Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: emir, önderin önde değil arkada olmasını istiyor — sebebi söylenmiyor, ama bir sonraki emirle birlikte okunduğunda topluluğun görülebilmesi anlamına elverişlidir. Bunu bir çıkarım olarak veriyorum, ayetin lafzı olarak değil.
ل-ف-ت kökü: bir şeyi çevirmek, yönünü değiştirmek. İltifât — dönüp bakmak. (Aynı kelime, dizinde "hitabın yön değiştirmesi" anlamında bir belâgat terimi olarak kullanılıyor; kökün resmi aynıdır.)
Terkip kaydedilmelidir: dâbira hâülâi maktûun — "bunların arkası/kökü kesilmiş." Yani ifade, geriye kimsenin kalmamasını anlatıyor.
Ve ittebi' edbârahüm (65) ile dâbira hâülâi (66) aynı kökten. İki ayet arayla, biri kurtulanların arkası biri helâk edilenlerin arkası. Bunu bir sûre içi örgü olarak kaydediyorum ve doğrulanabilir.
مُّصْبِحِين — kök ص-ب-ح: sabaha girmek. Kelime seksen üçüncü ayette Hicr halkı için bir kez daha gelecek: fe-ehazethümü's-sayhatü musbihîn. Aynı kelime, iki kavmin helâk vaktinde.