لَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ إِلَىٰ مَا مَتَّعْنَا بِهِۦٓ أَزْوَٰجًا مِّنْهُمْ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَٱخْفِضْ جَنَاحَكَ لِلْمُؤْمِنِينَ · وَقُلْ إِنِّىٓ أَنَا ٱلنَّذِيرُ ٱلْمُبِينُ
Lâ temüddenne ayneyke ilâ mâ metta'nâ bihî ezvâcen minhüm ve lâ tahzen aleyhim vahfıd cenâhake li'l-mü'minîn · Ve kul innî ene'n-nezîru'l-mübîn
"Onlardan bazı kesimleri yararlandırdığımız şeylere gözlerini dikme; onlar için üzülme ve mü'minlere kanadını indir. · De ki: 'Ben, apaçık bir uyarıcıyım.'"
م-د-د kökü: uzatmak, germek. Aynı kök sûrenin on dokuzuncu ayetinde yer için kullanılmıştı: ve'l-arda medednâhâ.
Ve fiilin resmi kaydedilmelidir: ayet "bakma" demiyor. "Gözlerini uzatma" diyor — bakışın, sahibinden kopup gitmesi gibi bir hareket.
Aynı ifade Kur'an'da bir kez daha, Tâhâ 20/131'de neredeyse birebir geçer: ve lâ temüddenne ayneyke ilâ mâ metta'nâ bihî ezvâcen minhüm zehrate'l-hayâti'd-dünyâ li-neftinehüm fîh.
Dizinde Tâhâ şu an 20/1-44 aralığını kapsıyor; o ayet henüz çözümlenmedi. İki ayetin karşılaştırması, sırası geldiğinde yapılabilecek bir iştir. Burada yalnız farkı kaydediyorum: Tâhâ'da cümleye iki ek vardır — zehrate'l-hayâti'd-dünyâ (dünya hayatının süsü) ve li-neftinehüm fîh (onları onunla sınamak için). Hicr'de bu iki ek yoktur.
Ve Kehf 18/27-31'de aynı mesele başka bir fiille işlendi: ve lâ ta'dü aynâke anhüm türîdü zînete'l-hayâti'd-dünyâ. Oraya dayanıyorum.
| Yer | Fiil | Yön | Ne yasaklanıyor |
|---|---|---|---|
| Kehf 18/28 | Lâ ta'dü aynâke anhüm | Ayrılma | Gözün fakir mü'minlerden kayması |
| Hicr 15/88 | Lâ temüddenne ayneyke ilâ… | Yönelme | Gözün verilene uzanması |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki ayetteki edatlardır (an / ilâ): iki yasak aynı bakışın iki ucudur. Biri gözün kimden ayrılmasını, öteki kime uzanmasını yasaklıyor. Ve Hicr'de üçüncü emir tam da birinci grubu anıyor: vahfıd cenâhake li'l-mü'minîn.
أَزْوَٰجًا مِّنْهُمْ — ezvâc: çiftler, türler, sınıflar. Buradaki anlamı "onlardan bazı kesimler / gruplar"dır ve dilciler bunu kelimenin "eş, benzer" anlamına bağlar: birbirine benzeyen takımlar.
Bir dizim nüktesi kaydediyorum: ayet "onlara verdiğimiz şeye" demiyor; "onlardan bazı takımları yararlandırdığımız şeye" diyor. Yani verilen, topluluğun tamamına değil bir kısmına ait olarak anılıyor.
خ-ف-ض kökü: alçaltmak, indirmek. Cenâh (kanat) deyimi İsrâ 17/24'te işlendi ve orada Kasas 28/32'deki geçişiyle tablolanmıştı. Oralara dayanıyorum.
Kelime insan için kullanıldığında "kol, yan taraf" anlamına gelir; dilciler deyimi kişinin kendini toparlaması ile açıklar ve kuşun ürkünce kanatlarını açması, sakinleşince toplaması resmine dayandırır.
| Yer | Emir | Yön | Amaç |
|---|---|---|---|
| Kasas 28/32 | Vadmum ileyke cenâhak | İçe — toplamak | Korkunun geçmesi |
| İsrâ 17/24 | Vahfıd lehümâ cenâh | Aşağı — indirmek | Merhamet |
| Yer | Emir | Muhatap |
|---|---|---|
| İsrâ 17/24 | Vahfıd lehümâ cenâhake mine'r-rahme | Anne-baba |
| Hicr 15/88 | Vahfıd cenâhake li'l-mü'minîn | İman edenler |
| Şuarâ 26/215 | Vahfıd cenâhake li-meni'ttebeake mine'l-mü'minîn | Uyanlar |
İsrâ'de bu karşılaştırmanın "sırası geldiğinde ele alınacağı" kaydedilmişti. Dizinde Şuarâ şu an 26/1-159 aralığını kapsıyor; 26/215 henüz çözümlenmedi. Bu yüzden Şuarâ satırını yalnız bir kelime kaydı olarak veriyorum, çözümlenmiş bir yere atıf olarak değil.
Hicr ile İsrâ arasındaki farkı kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı da muhatapların farklılığıdır: İsrâ'da emir bir akrabalık ilişkisine, Hicr'de bir inanç birlikteliğine veriliyor. Ve İsrâ'da bir kayıt vardı — mine'r-rahme (merhametten); Hicr'de bu kayıt yok, onun yerine muhatap belirtiliyor.
Ve emrin yeri kaydedilmelidir: ayet üç emirden kuruludur — bakma, üzülme, kanadını indir. İlk ikisi bir gruba karşı, üçüncüsü başka bir gruba doğru. Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: cümle, dikkatin nereden çekilip nereye verileceğini tek nefeste söylüyor.