ثُمَّ إِنَّ رَبَّكَ لِلَّذِينَ هَاجَرُوا۟ مِنۢ بَعْدِ مَا فُتِنُوا۟ ثُمَّ جَٰهَدُوا۟ وَصَبَرُوٓا۟ إِنَّ رَبَّكَ مِنۢ بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ · يَوْمَ تَأْتِى كُلُّ نَفْسٍ تُجَٰدِلُ عَن نَّفْسِهَا وَتُوَفَّىٰ كُلُّ نَفْسٍ مَّا عَمِلَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
Sümme inne rabbeke lillezîne hâcerû min ba'di mâ fütinû sümme câhedû ve saberû inne rabbeke min ba'dihâ le-ğafûrun rahîm · Yevme te'tî küllü nefsin tücâdilü an nefsihâ ve tüveffâ küllü nefsin mâ amilet ve hüm lâ yuzlemûn
"Sonra Rabbin, işkenceye uğradıktan sonra hicret eden, ardından cihat eden ve sabredenler için — Rabbin bütün bunlardan sonra elbette çok bağışlayan, çok merhamet edendir. · O gün her nefis gelip kendini savunmaya çalışır ve herkese yaptığının karşılığı tam olarak verilir; onlara haksızlık edilmez."
| 41-42. ayet | 110. ayet | |
|---|---|---|
| Hicretin sebebi | Min ba'di mâ zulimû — zulme uğradıktan sonra | Min ba'di mâ fütinû — imtihandan / işkenceden sonra |
| Eklenen fiil | Saberû ve alâ rabbihim yetevekkelûn | Câhedû ve saberû |
| Kapanış | Ve le-ecru'l-âhırati ekber | Le-ğafûrun rahîm |
Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır ve kendi okumam olarak şunu kaydediyorum, dayanağı kapanışların farkıdır: kırk birinci ayet ödülle kapanıyor, yüz onuncu ayet bağışlamayla.
Ve bunun sebebi bağlamdadır: yüz onuncu ayet, yüz altıncı ayetteki ikrah bahsinin hemen ardından geliyor. Yani bağışlama kelimesinin seçimi, önceki dört ayetle bağlantılıdır. Bu bir gözlemdir ve iki ayetin arka arkalığına dayanıyor.
Dördüncü ayette insan hasîmun mübîn (apaçık tartışmacı) diye adlandırılmıştı. Yüz on birinci ayette aynı fiil, tartışmanın son sahnesi için kullanılıyor: tücâdilü an nefsihâ — "kendini savunur."
| Ayet | Kelime | Kök | Neyin için tartışıyor |
|---|---|---|---|
| 4 | Hasîmun mübîn | خ-ص-م | Belirtilmemiş — vasıf olarak |
| 111 | Tücâdilü an nefsihâ | ج-د-ل | Kendisi için |
| 125 | Ve câdilhüm billetî hiye ahsen | ج-د-ل | Başkasıyla, en güzel biçimde |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağım bu üçlemedir: sûre tartışmayı önce bir vasıf olarak tespit ediyor (4), sonra o vasfın en çaresiz hâlini gösteriyor (111) — kişi kendini savunuyor ve savunma işe yaramıyor, sonunda aynı eğilime bir yön veriyor (125).
Ve Kehf 18/54'te (eksera şey'in cedelâ) kaydedilen çizgi burada tamamlanıyor: orada "eğilim tespit ediliyor, sonra sınır konuyor" denmişti. Nahl'de eğilim tespit ediliyor, sonucu gösteriliyor, ve bir usul veriliyor.