وَٱللَّهُ يَعْلَمُ مَا تُسِرُّونَ وَمَا تُعْلِنُونَ · وَٱلَّذِينَ يَدْعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ لَا يَخْلُقُونَ شَيْـًٔا وَهُمْ يُخْلَقُونَ · أَمْوَٰتٌ غَيْرُ أَحْيَآءٍ وَمَا يَشْعُرُونَ أَيَّانَ يُبْعَثُونَ
Vallâhu ya'lemü mâ tüsirrûne ve mâ tu'linûn · Ve'llezîne yed'ûne min dûnillâhi lâ yahlükūne şey'en ve hüm yuhlekūn · Emvâtün ğayru ahyâ', ve mâ yeş'urûne eyyâne yüb'asûn
"Allah gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da bilir. · Allah'tan başka çağırdıkları hiçbir şey yaratamaz; onların kendileri yaratılmıştır. · Ölüdürler, diri değil; ne zaman diriltileceklerini de bilmezler."
On yedinci ayet sormuştu: efe-men yahlüku ke-men lâ yahlük. Yirminci ayet cevabı veriyor ve cevabı verirken aynı kökü kullanıyor.
| Ayet | İfade | Kalıp |
|---|---|---|
| 17 | Efe-men yahlüku ke-men lâ yahlük | Soru — malûm fiil, iki taraf |
| 20 | Lâ yahlükūne şey'en ve hüm yuhlekūn | Cevap — malûm ve meçhul yan yana |
Cevabın kuruluşu kaydedilmelidir: ayet yalnız "yaratamazlar" demiyor. Aynı kökü meçhul kalıba çevirip ekliyor: ve hüm yuhlekūn — "kendileri yaratılmıştır."
Bunu bir dizim gözlemi olarak veriyorum: iddia edilen konum ile fiilî konum, tek kökün iki çatısıyla karşı karşıya konuyor. Yani karşı taraf, kendi iddiasının tam tersi kalıpta bulunuyor.
Dilciler bu tür eklemeleri tekit (pekiştirme) sayar. Ama buraya ait bir izah daha kaydedilmelidir ve bunu kendi okumam olarak veriyorum: Arapçada mevt, "hiç yaşamamış olan" için de kullanılır — cansız nesne de meyyittir. Ğayru ahyâ' kaydı, bu ikinci anlamı ayırıyor: söz konusu olan, ölmüş bir şey değil; hiç dirilmemiş bir şey.
Ve Fâtır (Melâike) 35/13-14'te aynı konu üç kademeli olarak kapatılmıştı (işitmezler → işitseler cevap veremezler → sonunda reddederler). Oraya dayanıyorum ve buradaki farkı kaydediyorum: Fâtır iletişimin imkânsızlığını işliyordu; Nahl varlığın niteliğini.
وَمَا يَشْعُرُونَ أَيَّانَ يُبْعَثُونَ — ve zamir kaydedilmelidir. Yüb'asûn — "diriltilecekleri" zaman. Yani cümle, çağrılan nesnelerin de bir diriltilme sürecine dahil olduğunu söylüyor.
Dilciler zamirin merciini iki türlü verir: ya çağrılanlar, ya çağıranlar. İki okuma da nakledilir; tercih dayatmıyorum.