وَيَوْمَ نَبْعَثُ مِن كُلِّ أُمَّةٍ شَهِيدًا ثُمَّ لَا يُؤْذَنُ لِلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَلَا هُمْ يُسْتَعْتَبُونَ · وَإِذَا رَءَا ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ ٱلْعَذَابَ فَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمْ وَلَا هُمْ يُنظَرُونَ · وَإِذَا رَءَا ٱلَّذِينَ أَشْرَكُوا۟ شُرَكَآءَهُمْ قَالُوا۟ رَبَّنَا هَٰٓؤُلَآءِ شُرَكَآؤُنَا ٱلَّذِينَ كُنَّا نَدْعُوا۟ مِن دُونِكَ فَأَلْقَوْا۟ إِلَيْهِمُ ٱلْقَوْلَ إِنَّكُمْ لَكَٰذِبُونَ
Ve yevme neb'asü min külli ümmetin şehîden sümme lâ yü'zenü lillezîne keferû ve lâ hüm yüsta'tebûn · Ve izâ rae'llezîne zalemü'l-azâbe fe-lâ yühaffefü anhüm ve lâ hüm yünzarûn · Ve izâ rae'llezîne eşrakû şürakâehüm kālû rabbenâ hâülâi şürakâüne'llezîne künnâ ned'û min dûnik, fe-elkav ileyhimü'l-kavle inneküm le-kâzibûn
"Her ümmetten bir şahit çıkaracağımız gün, inkâr edenlere ne izin verilir ne de özür dilemeleri istenir. · Zulmedenler azabı gördüklerinde, artık ne hafifletilir ne de kendilerine süre tanınır. · Ortak koşanlar, koştukları ortakları gördüklerinde derler ki: 'Rabbimiz! Seni bırakıp çağırdığımız ortaklarımız işte bunlardı.' Onlar da bu söze karşılık verirler: 'Siz gerçekten yalancısınız.'"
İsti'tâb kelimesi Fussilet 41/24'te işlendi ve Rûm 30/57'de de aynı kök geçmişti. Oraya dayanıyorum. Kökün anlamı: kırgınlığı gidermek, gönül almak; X. bâbda, bir kimsenin özür dilemesinin istenmesi.
İkinci kaydın anlamı kaydedilmeye değer ve bir gözlem olarak veriyorum: ayet "özürleri kabul edilmez" demiyor. "Özür dilemeleri istenmez" diyor. Yani kapanan şey, özür kapısından önce, özrün talep edilmesi aşamasıdır.
Aynı fiil (ل-ق-ي, IV. bâb) sûrede üçüncü kez geçiyor: on beşinci ayette dağlar için (ve elkā fi'l-ardı revâsiye), yirmi sekizinci ayette teslim için (fe-elkavü's-seleme), burada söz için. Sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır.
Ve ilkānın buradaki resmi kaydedilmeye değer: söz konuşulmuyor, atılıyor. Yani karşı tarafa fırlatılan bir şey gibi.
Bu üç kademeli reddetme Fâtır (Melâike) 35/13-14'te ve Ahkāf 46/5-6'da işlendi; oraya dayanıyorum.
Ve seksen altıncı ayetteki yalanlama kaydedilmelidir: inneküm le-kâzibûn — kime söyleniyor? Dilciler bunun kulluk edilenlerden kulluk edenlere olduğunu kaydeder. Ve yalanlanan şey, bir önceki cümledeki nispet iddiasıdır — yani "bunlar bizim ortaklarımızdı" sözü.