فَإِذَا قَرَأْتَ ٱلْقُرْءَانَ فَٱسْتَعِذْ بِٱللَّهِ مِنَ ٱلشَّيْطَٰنِ ٱلرَّجِيمِ · إِنَّهُۥ لَيْسَ لَهُۥ سُلْطَٰنٌ عَلَى ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَلَىٰ رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ · إِنَّمَا سُلْطَٰنُهُۥ عَلَى ٱلَّذِينَ يَتَوَلَّوْنَهُۥ وَٱلَّذِينَ هُم بِهِۦ مُشْرِكُونَ
Fe-izâ kare'te'l-kur'âne fe'steız billâhi mine'ş-şeytâni'r-racîm · İnnehû leyse lehû sultânün ale'llezîne âmenû ve alâ rabbihim yetevekkelûn · İnnemâ sultânühû ale'llezîne yetevellevnehû ve'llezîne hüm bihî müşrikûn
"Kur'an okuduğunda, kovulmuş şeytandan Allah'a sığın. · Onun, inananlar ve Rablerine dayananlar üzerinde bir gücü yoktur. · Onun gücü ancak kendisini dost edinenler ve onu Allah'a ortak koşanlar üzerindedir."
عَوْذ — kök ع-و-ذ: sığınmak, bir şeyin arkasına geçmek. Kök Felak ve Nâs'de sûre adları vesilesiyle ayrıntılı işlendi; tekrarlamıyorum.
Ve Fussilet 41/36'da aynı emir geçmişti (ve immâ yenzeğanneke mine'ş-şeytâni nezğun fe'steız billâh) ve orada kaydedilmişti: emir, en zor tavsiyenin (kötülüğü iyilikle karşılamak) hemen ardından geliyordu — "tavsiyenin en çok nerede çatlayacağı" söyleniyordu. Oraya dayanıyorum.
| Fussilet 41/36 | Nahl 16/98 | |
|---|---|---|
| Ne zaman | İmmâ yenzeğanneke … nezğun — dürtü geldiğinde | İzâ kare'te'l-kur'ân — okuduğunda |
| Şart türü | Şarta bağlı — olursa | Bir fiile bağlı — her okuyuşta |
Bunu bir gözlem olarak veriyorum: Fussilet'te sığınma bir olay karşısında; Nahl'de bir iş öncesinde. Yani ikincisi, tehlikeyi beklemeden yapılan bir hazırlıktır.
Fiil zamanı üzerinde de bir kayıt gerekiyor: izâ kare'te — mâzî. Dilciler bunun "okumaya başlayacağın zaman" anlamında olduğunu, ve izânın gelecek bildirdiğini kaydeder. Bu, yaygın izahtır. Bir kısım müfessir ise "okuduktan sonra" okumasını da nakleder; bu görüş azınlıktadır. İhtilafı aktarıyorum, tercih dayatmıyorum ve fıkhî hüküm vermiyorum.
رَجِيم — kök ر-ج-م: taşlamak, taş atmak; ve buradan kovmak, uzaklaştırmak. Kök Mülk 67/5'te (rucûmen li'ş-şeyâtîn) işlendi; oraya dayanıyorum.
Kök: س-ل-ط. Dilcilerin verdiği çekirdek: bir şeye hâkim olmak, üzerinde tasarruf gücü bulunmak. Sülta — güç; selît — keskin, nüfuz eden.
Ve kelime Kur'an'da iki anlamda kullanılır: güç/hâkimiyet ve delil/hüccet. Ğâfir (Mü'min)'de bi-ğayri sultânin etâhüm terkibi ikinci anlamda işlenmişti (dayanaksız tartışma). Burada birinci anlam kullanılıyor.
Ve cümlenin kuruluşu kaydedilmelidir: ayet gücün olmadığını söylerken bir şart koşuyor, gücün olduğunu söylerken bir başka şart.
| Kimin üzerinde | Nitelikleri |
|---|---|
| Güç yok | Âmenû ve alâ rabbihim yetevekkelûn — iki şart |
| Güç var | Yetevellevnehû ve bihî müşrikûn — iki şart |
Dizim gözlemi olarak veriyorum: iki tarafta da iki nitelik sayılıyor ve ikisi de vâv ile bağlanıyor. Yani korunma tek başına imanla değil, imana eklenen bir tavırla (tevekkül) anılıyor; karşı taraf da tek başına şirkle değil, ona eklenen bir ilişkiyle (tevellî — dost edinme).