ذَٰلِكَ مِمَّآ أَوْحَىٰٓ إِلَيْكَ رَبُّكَ مِنَ ٱلْحِكْمَةِ
Zâlike mimmâ evhâ ileyke rabbüke mine'l-hikme, ve lâ tec'al meallâhi ilâhen âhara fe-tulkā fî cehenneme melûmen medhûrâ
"Bunlar, Rabbinin sana hikmetten vahyettiklerindendir. Allah ile birlikte başka bir ilâh edinme; sonra kınanmış ve kovulmuş olarak cehenneme atılırsın."
ح-ك-م kökü: engellemek, gemlemek. Dilciler kökün somut anlamını hayvanın gemi (hakeme) ile açıklar — atı yanlış yöne gitmekten alıkoyan alet. Buradan hüküm (bağlayıcı karar) ve hikmet (doğru yerde durduran bilgi) gelir.
Ve adın seçimi kaydedilmeye değer. Bunu kendi okumam olarak veriyorum ve dayanağı hem kökün anlamı hem listenin içeriğidir: listedeki maddelerin çoğu bir sınır koyuyor — öf deme, savurma, elini bağlama, yaklaşma, aşırı gitme, böbürlenme. Kökün somut resmi (gem) ile listenin işi örtüşüyor.
Ve bir kayıt daha: mimmâ — "onlardandır". Yani liste, hikmetin tamamı olarak sunulmuyor; bir kısmı olarak sunuluyor. Kelimenin ba'ziyet (kısmîlik) bildirmesi bir dil verisidir.
| Açılış (22) | Kapanış (39) | |
|---|---|---|
| Yasak | Lâ tec'al meallâhi ilâhen âhara | Ve lâ tec'al meallâhi ilâhen âhara |
| Sonuç | Fe-tak'ude — oturup kalırsın | Fe-tulkā — atılırsın |
| Sıfat 1 | Mezmûmen — kınanmış | Melûmen — kınanmış |
| Sıfat 2 | Mahzûlen — yalnız bırakılmış | Medhûran — kovulmuş |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki ayetin karşılaştırılmasıdır: açılışta fiil kendi başına oturmak (tak'ude), kapanışta atılmak (tulkā) — yani birinde özne kişi, ötekinde nesne. Ve sıfatların ikincisi de aynı yönde sertleşiyor: yalnız bırakılmaktan kovulmaya.
Yani sûre aynı yasağı iki kez söylerken, ikincisinde sonucu bir derece ileri götürüyor. Bu, metinden doğrulanabilir bir farktır.
Bu bölümde (17/22-39) sayılan maddelerden hiçbiri için fıkhî hüküm kurulmadı. İhtilaflı noktalarda görüşler tablo hâlinde aktarıldı ve tercih dayatılmadı. Maddelerin fıkhî tafsili — miktarlar, şartlar, ceza hükümleri — fıkıh literatürünün konusudur ve bu tefsirin kapsamı dışındadır.