كٓهيعٓصٓ · ذِكْرُ رَحْمَتِ رَبِّكَ عَبْدَهُۥ زَكَرِيَّآ · إِذْ نَادَىٰ رَبَّهُۥ نِدَآءً خَفِيًّا · قَالَ رَبِّ إِنِّى وَهَنَ ٱلْعَظْمُ مِنِّى وَٱشْتَعَلَ ٱلرَّأْسُ شَيْبًا وَلَمْ أَكُنۢ بِدُعَآئِكَ رَبِّ شَقِيًّا
"Kâf-hâ-yâ-ayn-sâd. Bu, Rabbinin, kulu Zekeriyyâ'ya olan rahmetinin anılmasıdır. Hani o, Rabbine gizli bir sesle seslenmişti: 'Rabbim! Kemiklerim zayıfladı, başım ihtiyarlık ateşiyle tutuştu; ve ben, sana dua etmekle hiç bedbaht olmadım.'"
Hurûf-ı mukattaa kaydı dizinde defalarca düşüldü (Bakara, Kāf, Ahkāf): kesin bilgi yoktur. Tekrarlamıyorum.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: ayet duanın içeriğinden önce sesinin ne olduğunu söylüyor. Ve Lokmân 31/19'da (ığdud min savtik) ve Hucurât 49/2-3'te ses ölçüsü işlenmişti; burada aynı ölçü duaya uygulanıyor.
Benzetmenin kuruluşu kaydedilmeye değer: ayet "saçım ağardı" demiyor. Baş, tutuşan bir şey olarak veriliyor ve şeyben (ihtiyarlık) temyiz olarak geliyor: "baş, ağarma bakımından tutuştu."
Bunu kendi okumam olarak veriyorum: benzetme iki şeyi birden taşıyor — beyazlığın yayılışı (ateşin saçtan saça geçmesi gibi) ve geri döndürülemezliği (yanan geri gelmez). Ve fiilin özneyi baş yapması, sürecin kişinin elinde olmadığını gösteriyor.
وَهَنَ ٱلْعَظْمُ مِنِّى — و-ه-ن kökü Lokmân 31/14'te ve Ankebût 29/41'de çözümlendi (gücün çözülmesi). Tekrarlamıyorum.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: cümle, isteğin gerekçesini geçmiş tecrübeye dayandırıyor. Yani talep, bir hak iddiası olarak değil, sürmekte olan bir ilişkinin devamı olarak kuruluyor.