2/101-103 — Sihir ve Süleyman
"…Şeytanların, Süleyman'ın hükümranlığı hakkında uydurup söylediklerine uydular. Süleyman inkâr etmedi; ama şeytanlar inkâr ettiler: insanlara sihri öğretiyorlardı…"
Yani ortada, bir peygamberin adına sihir isnat eden bir anlatı vardır ve ayet bunu reddediyor. Süleyman'ın olağanüstü hükümranlığı, sihirle açıklanmaya çalışılmış; Kur'an bu açıklamayı sahiplerine iade ediyor.
Bu, bölüm boyunca işlenen "metne yapılanlar" konusunun bir başka biçimidir: burada değiştirilen metin değil, bir peygamberin sicilidir.
"…Bâbil'de iki meleğe, Hârût ve Mârût'a indirilen şeyi de. Oysa o ikisi, 'Biz ancak bir imtihanız, sakın inkâr etme' demedikçe kimseye bir şey öğretmezlerdi."
| Tartışma | Görüşler |
|---|---|
| مَلَكَيْن okunuşu | Yaygın okuyuş "iki melek"tir; bazı kaynaklarda "iki hükümdar/melik" okuyuşu da nakledilir |
| "İndirilen"in kapsamı | Sihir mi indirildi, yoksa cümle "sihir indirilmedi" biçiminde mi anlaşılmalı — dilciler ayrılır |
| Meleklerin bunu öğretmesi | Bir imtihan olarak mı, yoksa sihrin nasıl tanınacağını göstermek için mi |
Bu belirsizliklerin çoğunu klasik tefsirler de çözememiştir ve konu etrafında dolaşan anlatıların önemli bir kısmı, İslam öncesi kaynaklardan gelen rivayetlere dayanır. Ben burada kesin bir tercih belirtmiyorum ve o anlatıları aktarmıyorum.
Birincisi: "Onlar, Allah'ın izni olmadıkça kimseye zarar veremezler." Yani sihre atfedilen bağımsız bir güç reddediliyor. Zarar verme yetkisi, sihrin kendisinde değil.
İkincisi: "Kendilerine zarar veren, fayda vermeyen şeyi öğreniyorlardı." Kazanç iddiası da düşürülüyor.
Üçüncüsü ve en önemlisi: "Andolsun, onu satın alanın âhirette hiçbir payı olmadığını kesinlikle biliyorlardı." Yine aynı ifade. Bu bölümün her sayfasında dönen tespit burada da geçerli: bilgi vardı.
Bu tefsirde sihrin mahiyeti, türleri veya uygulamaları hakkında bir şey söylenmeyecek; ayetin konusu bu değildir. Ayetin konusu, elindeki kitabı bırakıp başka bir güç kaynağına yönelmenin ne olduğudur — ve cümle bunu şöyle bitirir: "Keşke bilselerdi."