2/111-112 — "Delilinizi getirin"
"'Cennete yahudi veya hıristiyan olandan başkası giremez' dediler. Bu onların kuruntusudur. De ki: Doğru söylüyorsanız delilinizi getirin."
Kullanılan kelime, 78. ayette geçen kelimenin aynısı: emâniyy — kuruntu, temenniden çıkarılmış kanaat. Orada kitabı bilmeyenler için kullanılmıştı; burada kurtuluş iddiası için.
Bağ açık: bilgiye dayanmayan din, temenniye dayanır. Ve temenninin doğal biçimi, kurtuluşu kendi grubuna tahsis etmektir.
Cevabın kendisi, cevabın içeriğinden daha önemlidir. Kur'an iddiayı reddetmekle yetinmiyor; delil istiyor.
بُرْهَان — kök b-r-h: kesinlik, açıklık. Burhân, kendisinden şüphe edilemeyecek kesin delil demektir; mantık ilminde de bu terim aynı anlamda kullanılır.
Bu talep Kur'an'da tekrarlanan bir taleptir ve dikkat çekicidir: dinî bir iddia karşısında istenen şey daha yüksek sesle tekrar değil, kanıttır. Metin, kendi muhataplarını da aynı ölçüye çağırır — nitekim aynı ifade Enbiyâ 21/24 ve Neml 27/64'te de geçer.
بَلَىٰ مَنْ أَسْلَمَ وَجْهَهُۥ لِلَّهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَلَهُۥٓ أَجْرُهُۥ عِندَ رَبِّهِۦ "Hayır! Kim iyilik yaparak kendini bütünüyle Allah'a teslim ederse, ecri Rabbi katındadır."
Bu cümle, 62. ayetin yapısını birebir tekrarlıyor: bir grup iddiası ileri sürülüyor, reddediliyor, yerine kişisel bir ölçüt konuyor. Ve ölçüt yine iki parçalı: teslimiyet (iç) ve ihsan (dış).
أَسْلَمَ وَجْهَهُۥ — "yüzünü teslim etti". Arapçada vech (yüz), bütünün yerine kullanılabilir — yüz, kişinin en görünür ve en tanınır parçasıdır. Teslimiyetin bir parçayla değil bütünle olduğu bu kelimeyle söyleniyor.
مُحْسِن — kök h-s-n: güzellik. İhsan, hem "iyilik yapmak" hem "bir işi güzel yapmak" demektir. Yani ölçüt, iyilik yapmakla kalmıyor; işi hakkıyla yapmayı da içeriyor.
Sûre böylece, altmışlı ayetlerde kurduğu ölçüyü elli ayet sonra tekrar ediyor. Aradaki bütün tarihî anlatı, bu ölçünün neden gerekli olduğunu göstermek içindir: aidiyetin teminat sayıldığı her yerde, bir süre sonra teminatın kendisi dine dönüşmüştür.