2/196 — Hac: hükmün yanına konan ruhsat
وَأَتِمُّوا۟ — itmâm: başlanmış bir işi eksiksiz bitirmek. Emir "yapın" değil, "tamamlayın". Yani konu, başlanan bir işin yarım bırakılmamasıdır.
فَإِنْ أُحْصِرْتُمْ — kök ح-ص-ر: kuşatmak, bir yere sıkıştırıp yolunu kesmek. Hasr (sınırlama), muhâsara (kuşatma) aynı kökten. Fiil meçhul (edilgen) geliyor: engelleyenin kim olduğu söylenmiyor — hastalık, düşman, yol kapanması; hepsi kapsam içinde.
Bölümün karakteristiği burada da işliyor: hüküm konurken istisnası aynı ayetin içinde veriliyor. 185. ayette oruç için yapılan neyse, burada hac için yapılan odur.
Ve fidye üç seçenekle veriliyor: oruç, sadaka ya da kurban. Seçim kişiye bırakılıyor — imkânı olan birini yapar. Hükmün tek bir biçime kilitlenmemesi, 185. ayetteki "Allah kolaylık ister" kaydının uygulamadaki karşılığıdır.
لِمَن لَّمْ يَكُنْ أَهْلُهُۥ حَاضِرِى ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ — ruhsatın kime ait olduğu coğrafyayla sınırlanıyor: uzaktan gelenler için. Yakında oturan zaten her zaman gelebilir. Kolaylık, zorluğun bulunduğu yere veriliyor.