2/21-22 — İlk emir
"Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin; umulur ki korunursunuz. O ki yeri sizin için bir döşek, göğü bir bina yaptı; gökten su indirdi, onunla size rızık olarak ürünler çıkardı. Öyleyse bile bile Allah'a denkler koşmayın."
Buraya kadar geçen yirmi ayet tasvir ve tarifti. Emir kipiyle kurulan ilk cümle burada geliyor ve emir şudur: kulluk edin.
"Ey insanlar" — bütün insanlığa sesleniliyor. Bu, dikkat edilmesi gereken bir tercih. Medine döneminde inen sûrelerde ağırlıklı hitap "Ey iman edenler"dir; genel insanlık hitabı daha çok Mekke sûrelerinin karakteridir. Bakara, Medenî bir sûre olmasına rağmen ilk emrini bütün insanlara veriyor.
Bunun sûre içindeki mantığı açık: giriş bölümü insanları üçe ayırmıştı (muttakîler, örtenler, iki yüzlüler). Ayrım tamamlandıktan sonra çağrı hepsine birden yapılıyor. Yani tasnif, kimseyi çağrının dışına atmak için yapılmamış.
Emir "Allah'a kulluk edin" biçiminde gelmiyor; "Rabbinize kulluk edin" biçiminde geliyor. Ve hemen ardından bu ismin gerekçesi sayılıyor: sizi yaratan, sizden öncekileri yaratan, yeri ve göğü hazırlayan, suyu indiren, ürünü çıkaran.
Yani kulluk istemi, otorite üzerinden değil terbiye ve bakım üzerinden temellendiriliyor. "Ben güçlüyüm, itaat et" değil; "seni ben yetiştirdim" deniyor. Fâtiha'da Rabb kelimesinin sahiplik ile yetiştirmeyi birlikte taşıdığını görmüştük; burada bu anlam bir delile dönüşüyor.
Burada bir yanlış anlamayı baştan kapatmak gerekiyor: bu ifade yerin düz olduğunu söylemez. Döşek de düz değildir — serilir, bükülür, altındaki zemine uyar. Kelimenin söylediği şey biçim değil, işlev: yeryüzü üzerinde durulabilir, yaşanabilir, dinlenilebilir hale getirilmiştir. Kur'an aynı işlevi başka kelimelerle de anar — yeri mihâd (beşik) ve zelûl (uysal binek) diye niteler (Nebe 78/6; Mülk 67/15). Üçü de aynı şeyi söylüyor: bu zemin, üzerinde yaşanacak şekilde ayarlanmış.
بِنَاء (binâ) — gök bir bina. Kök b-n-y: kurmak, inşa etmek. Gök "boşluk" diye değil, kurulmuş bir yapı diye anılıyor. Kur'an başka yerde bunu daha da açar: "Göğü korunmuş bir tavan yaptık" (Enbiyâ 21/32).
"Korunmuş tavan" ifadesinin bugünkü bilgiyle örtüşen bir tarafı var — atmosfer gerçekten de zararlı ışınımı ve gelen cisimlerin büyük kısmını süzen bir katmandır. Bunu, ayetin bir bilimsel keşfi haber verdiği iddiasıyla yazmıyorum; ayet atmosferden söz etmiyor. Sadece şunu söylüyorum: gök için seçilen kelime "boşluk" değil "yapı"dır, ve bu tercih, üstümüzdeki şeyin işlevsel olduğunu söyleyen bir tercihtir.
Kök n-d-d. Nidd: denk, eş, rakip. Şirk burada "put yapmak" diye değil, "denk edinmek" diye tarif ediliyor ve bu tarif çok daha geniştir. Bir şeyi Allah'ın yerine koymak gerekmez; O'nunla aynı hizaya koymak yeterlidir.
وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ — "hem de bilip dururken". Cümle yine 6. ayetteki tespite bağlanıyor: mesele bilgisizlik değil, bilineni örtmek.