2/37 — Tövbe
"Âdem Rabbinden birtakım kelimeler aldı ve Allah tövbesini kabul etti. Şüphesiz O, tövbeleri çokça kabul edendir, merhametlidir."
Yani dönüş imkânı, dönmek isteyene sonradan verilmiş bir ikramdır. Kişi pişman olur, ama pişmanlığını nasıl ifade edeceğini bile öğrenmesi gerekir. Tövbenin kapısı, tövbe edenin çabasıyla açılmıyor; zaten açık bırakılmış oluyor.
Kelimelerin ne olduğunu Kur'an başka bir yerde veriyor: "Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Bizi bağışlamaz ve bize acımazsan, mutlaka kaybedenlerden oluruz" (A'râf 7/23).
Bu duanın yapısına dikkat edin: suçu üstlenme ("kendimize zulmettik"), mazeret üretmeme, ve şartsız talep. İblîs'in tavrıyla karşılaştırıldığında fark nettir — İblîs de konuştu, ama suçunu kabul etmek yerine gerekçelendirdi ve hatta suçu Allah'a yükledi ("Beni azdırmana karşılık…", A'râf 7/16).
Kök t-v-b: dönmek, geri gelmek. Ve dikkat çekici olan şu: aynı kök hem kul hem Allah için kullanılıyor.
Yani dönüş iki yönlüdür. Kur'an bunu bir yerde çok açık söyler: "Sonra, dönsünler diye onların tövbesini kabul etti" (Tevbe 9/118) — Allah'ın yönelişi, kulun dönüşünden önce geliyor. Kul, kendisine zaten dönülmüş olduğu için dönebiliyor.
تَوَّاب kalıbı ayrıca abartı bildirir: tekrar tekrar, sürekli kabul eden. Tövbe bir kereye mahsus değil.
- Bağışlanmıştır. Âdem affedilmiş olarak yeryüzüne iniyor; borçlu olarak değil.
- Miras alınmaz. Kur'an bu ilkeyi genel olarak da kurar: "Hiçbir günahkâr, bir başkasının günahını yüklenmez" (En'âm 6/164). Sonraki nesiller Âdem'in sürçmesinden sorumlu tutulmaz.
- Bir statü kaybı değil, bir görev başlangıcıdır. İniş bir ceza olarak değil, halifelik görevinin fiilen başlaması olarak kurgulanıyor — nitekim halifelik zaten 30. ayette, düşüşten önce ilan edilmişti. Yeryüzü hedefti; cennet bir hazırlıktı.
Bunu, başka inanç geleneklerini eleştirmek için değil, Kur'an'ın kendi iç mantığını göstermek için yazıyorum. Bu üç madde, insanın kendisini doğuştan suçlu değil, doğuştan sorumlu görmesi anlamına gelir.