تَنزِيلًا مِّمَّنْ خَلَقَ ٱلْأَرْضَ وَٱلسَّمَٰوَٰتِ ٱلْعُلَى · ٱلرَّحْمَٰنُ عَلَى ٱلْعَرْشِ ٱسْتَوَىٰ · لَهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَمَا تَحْتَ ٱلثَّرَىٰ
Tenzîlen mimmen halaka'l-arda ve's-semâvâti'l-ulâ · Er-rahmânü ale'l-arşi'stevâ · Lehû mâ fi's-semâvâti ve mâ fi'l-ardı ve mâ beynehümâ ve mâ tahte's-serâ
"Yeri ve yüce gökleri yaratan tarafından indirilmiştir. · Rahmân, arşa istivâ etmiştir. · Göklerde, yerde, ikisi arasında ve toprağın altında ne varsa O'nundur."
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum ve bir kasıt iddiası kurmuyorum: cümle, muhatabın ayağının bastığı yerden başlayıp yukarı çıkıyor; ve altıncı ayette daha da aşağı iniyor: ve mâ tahte's-serâ — toprağın altı.
ٱلثَّرَىٰ — kök ث-ر-ي: nemli toprak, ıslak yer. Dilciler kelimenin kuru toprak (türâb) değil, içinde rutubet bulunan toprak için kullanıldığını kaydeder. Kelime Kur'an'da yalnız burada geçer.
Ve dört tabaka sayılıyor: gökler, yer, ikisi arası, toprağın altı. Kasas 28/1-6'da ve Meryem 19/64'te aynı "her yönü kapsama" tekniği işlendi; oraya dayanıyorum. Buradaki fark, dördüncü tabakanın eklenmiş olmasıdır — kapsam yalnız yukarı değil, aşağı da genişletiliyor.
Secde 32/4'te aynı terkip işlendi ve orada iki tavır tablolanmıştı — tefvîz (lafız olduğu gibi kabul edilir, keyfiyeti Allah'a havale edilir) ve te'vîl (hükümranlığın kurulması anlamında yorumlanır). İkisi de nakledilir; tercih dayatmıyorum. Oraya dayanıyorum ve tekrarlamıyorum. Ortak ilke Şûrâ 42/11'dir.
Kur'an'da bu terkip yedi yerde geçer (A'râf 7/54, Yûnus 10/3, Ra'd 13/2, Tâhâ 20/5, Furkān 25/59, Secde 32/4, Hadîd 57/4) ve çoğunda özne Allâh ya da bir zamirdir. Er-Rahmân ismiyle kurulduğu iki yer vardır: burası ve Furkān 25/59. Bu, sayılabilir bir veridir.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı yukarıdaki dağılımdır: hükümranlığı bildiren cümlenin öznesi, merhameti bildiren isim yapılmış. Ve Meryem'de bu ismin bir sûrenin omurgası oluşu işlenmişti; Tâhâ'da ise isim dört kez geçer (5, 90, 108, 109) ve dördü de bir güç sahnesindedir: arş, buzağı karşısında Hârûn'un hatırlatması, seslerin kısıldığı gün, şefaatin izne bağlandığı an. Bu dağılım metinden doğrulanabilir.