وَلَقَدْ أَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنْ أَسْرِ بِعِبَادِى فَٱضْرِبْ لَهُمْ طَرِيقًا فِى ٱلْبَحْرِ يَبَسًا لَّا تَخَٰفُ دَرَكًا وَلَا تَخْشَىٰ · فَأَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ بِجُنُودِهِۦ فَغَشِيَهُم مِّنَ ٱلْيَمِّ مَا غَشِيَهُمْ · وَأَضَلَّ فِرْعَوْنُ قَوْمَهُۥ وَمَا هَدَىٰ
Ve lekad evhaynâ ilâ Mûsâ en esri bi-ıbâdî fadrib lehüm tarîkan fi'l-bahri yebesâ lâ tehâfü dereken ve lâ tahşâ · Fe-etbeahüm Fir'avnü bi-cünûdihî fe-ğaşiyehüm mine'l-yemmi mâ ğaşiyehüm · Ve edalle Fir'avnü kavmehû ve mâ hedâ
"Andolsun, Mûsâ'ya şöyle vahyettik: 'Kullarımı geceleyin yürüt ve onlar için denizde kuru bir yol aç. Yetişilmekten korkma, endişe de etme.' · Fir'avn ordularıyla onları izledi; denizden onları kaplayan kapladı. · Fir'avn kavmini saptırdı ve yol göstermedi."
Arap dilinde bu kalıba ibhâm li't-tefhîm denir: bir şeyin kasıtlı olarak belirsiz bırakılıp büyütülmesi. Aynı kalıp Necm 53/16'da da vardır (iz yağşe's-sidrate mâ yağşâ) ve Necm'de işlendi. Oraya dayanıyorum.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı kalıbın kendisidir: boğulma sahnesi anlatılmıyor. Ne suyun yüksekliği, ne çığlıklar, ne süre. Fiil tekrarlanıp nesnesi belirsiz bırakılıyor. Ve Şuarâ 26/66'da aynı olay tek kelimeyle veriliyordu: sümme ağraknâ'l-âharîn. İki sûre de sahneyi genişletmiyor.
Bu, STYLE'da kayıtlı bir ilkeyi metnin kendisinden doğruluyor: Kur'an'ın vermediği ayrıntıya girilmez — çünkü metnin kendisi de girmiyor.
Ellinci ayette Mûsâ'nın cevabı şuydu: a'tâ külle şey'in halkahû sümme hedâ. Yetmiş dokuzuncu ayet aynı fiili Fir'avn için nefyediyor: ve mâ hedâ.
İkisi arasındaki mesafe yirmi dokuz ayettir ve arada bütün karşılaşma anlatılmıştır. Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: sûre, tartışmanın hükmünü bir sonuç cümlesiyle değil, tartışmanın açıldığı kelimeyi geri getirerek veriyor. Soru "Rabbiniz kim" idi; cevabın çekirdeği "yol gösteren" idi; hükmün çekirdeği "yol göstermedi".
Ve edalle fiili kaydedilmeye değer: Fir'avn'ın kendisi için "saptı" denmiyor — "kavmini saptırdı" deniyor. Yani hüküm, kişisel akıbet üzerine değil, taşıdığı sorumluluk üzerine kuruluyor. Kasas 28/41'de aynı çizgi işlendi (ve cealnâhüm eimmeten yed'ûne ile'n-nâr) ve orada kaydedilmişti: "önde olmak bir konumdur; belirleyici olan, çağırdığı yerdir." Oraya dayanıyorum.