وَلَقَدْ كَتَبْنَا فِى ٱلزَّبُورِ مِنۢ بَعْدِ ٱلذِّكْرِ أَنَّ ٱلْأَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِىَ ٱلصَّٰلِحُونَ · إِنَّ فِى هَٰذَا لَبَلَٰغًا لِّقَوْمٍ عَٰبِدِينَ
Ve lekad ketebnâ fi'z-zebûri min ba'di'z-zikri enne'l-arda yerisühâ ıbâdiye's-sâlihûn · İnne fî hâzâ le-belâğan li-kavmin âbidîn
"Andolsun, Zikir'den sonra Zebûr'da da yazdık ki yeryüzüne iyi kullarım mirasçı olacaktır. · Şüphesiz bunda, kulluk eden bir topluluk için yeterli bir bildirim vardır."
Zebûr — kök ز-ب-ر. Kök Kamer ve Fâtır (Melâike)'de işlendi. Kökün anlamı: yazmak, taşa kazımak; zebere'l-kitâb — kitabı yazdı. Zübür — yazılı sayfalar. Kelime, kalıcı olarak kazınmış yazıyı bildiriyor.
| Kelime | Görüş 1 | Görüş 2 |
|---|---|---|
| ٱلزَّبُور | Dâvûd'a verilen kitap | Cins ismi: indirilen kitaplar |
| ٱلذِّكْر | Levh-i Mahfûz — asıl kayıt | Tevrat ya da önceki kitap |
İhtilafı aktarıyorum, tercih dayatmıyorum. İki kelimenin okunuşunda da farklar nakledilir (ez-Zebûr / ez-Zübûr); imam adı vermiyorum.
| Ayet | İfade | Kim |
|---|---|---|
| 72 | ve küllen cealnâ sâlihîn | İbrâhim, İshak, Ya'kūb |
| 75 | innehû mine's-sâlihîn | Lût |
| 86 | innehüm mine's-sâlihîn | İsmâil, İdrîs, Zülkifl |
| 105 | ıbâdiye's-sâlihûn | Yere mirasçı olacaklar |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı yukarıdaki sayımdır: sûre, dizide üç kez kullandığı sıfatı sonda bir vaadin öznesi yapıyor. Yani vaat, bir topluluğa değil, dizide tarif edilen vasfa bağlanıyor.
Ve STYLE gereği bir kayıt düşüyorum: ayet bir etnik ya da dinî gruba mülk vaadi kurmuyor. Şart, ayetin kendi lafzındadır: ıbâdî (kullarım) ve es-sâlihûn (iyi olanlar). Kim o vasfı taşırsa ona dahildir.
بَلَٰغ — kök ب-ل-غ: bir yere ulaşmak, erişmek. Ve kelime iki anlamda kullanılır: tebliğ (ulaştırma) ve "yetecek kadar olan" (belâğ — kifayet eden azık). İkinci anlam, cümleye "bu kadarı yeter" tonunu veriyor.
لِّقَوْمٍ عَٰبِدِينَ — ve âbidîn kelimesi sûrede üçüncü kez: 73 (ve kânû lenâ âbidîn), 84 (zikrâ li'l-âbidîn), 106 (li-kavmin âbidîn). Sayılabilir bir olgudur.