وَنَجَّيْنَٰهُ وَلُوطًا إِلَى ٱلْأَرْضِ ٱلَّتِى بَٰرَكْنَا فِيهَا لِلْعَٰلَمِينَ · وَوَهَبْنَا لَهُۥٓ إِسْحَٰقَ وَيَعْقُوبَ نَافِلَةً وَكُلًّا جَعَلْنَا صَٰلِحِينَ · وَجَعَلْنَٰهُمْ أَئِمَّةً يَهْدُونَ بِأَمْرِنَا وَأَوْحَيْنَآ إِلَيْهِمْ فِعْلَ ٱلْخَيْرَٰتِ وَإِقَامَ ٱلصَّلَوٰةِ وَإِيتَآءَ ٱلزَّكَوٰةِ وَكَانُوا۟ لَنَا عَٰبِدِينَ
Ve necceynâhu ve Lûtan ile'l-ardılletî bâraknâ fîhâ li'l-âlemîn · Ve vehebnâ lehû İshâka ve Ya'kūbe nâfileten ve küllen cealnâ sâlihîn · Ve cealnâhüm eimmeten yehdûne bi-emrinâ ve evhaynâ ileyhim fi'le'l-hayrâti ve ikāme's-salâti ve îtâe'z-zekâh, ve kânû lenâ âbidîn
"Onu da Lût'u da, âlemler için bereketli kıldığımız yere ulaştırıp kurtardık. · Ona İshak'ı, üstüne bir de Ya'kūb'u bağışladık ve hepsini iyi kimseler kıldık. · Onları, emrimizle doğru yolu gösteren önderler yaptık. Onlara hayırlar işlemeyi, namazı kılmayı, zekâtı vermeyi vahyettik. Ve onlar bize kulluk edenlerdi."
| Ayet | Kim | İfade |
|---|---|---|
| 71 | İbrâhim ve Lût | ile'l-ardılletî bâraknâ fîhâ li'l-âlemîn — kurtarılıp götürüldükleri yer |
| 81 | Süleymân | tecrî bi-emrihî ile'l-ardılletî bâraknâ fîhâ — rüzgârın aktığı yer |
İki geçiş arasında on ayet var ve terkip birebir aynıdır. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır.
Ve fark kaydedilmelidir: 71'de li'l-âlemîn kaydı var, 81'de yok. Yerin adı verilmiyor; ayet vermiyor, ben de vermiyorum.
| Ayet | İfade |
|---|---|
| 71 | bâraknâ fîhâ li'l-âlemîn |
| 91 | ve cealnâhâ vebnehâ âyeten li'l-âlemîn |
| 107 | ve mâ erselnâke illâ rahmeten li'l-âlemîn |
Üç kez, üç ayrı şey için: bir yer, bir işaret, bir elçilik. Sayılabilir bir olgudur ve sonda tablolanacak.
Nâfile — kök ن-ف-ل: asıl olanın üzerine eklenen fazlalık. Nefel — ganimet (asıl paya eklenen); ve namazda nâfile, farzın üzerine eklenendir.
| Görüş | Nâfile neyi niteliyor |
|---|---|
| 1 | Yalnız Ya'kūb'u — İshak istenmişti, Ya'kūb fazladan verildi |
| 2 | İkisini birden — ikisi de bağış olarak fazladan verildi |
| 3 | Kelime masdardır: "bir fazlalık olarak" |
Ve bir kayıt: ayet İsmâil'i burada anmıyor; onu seksen beşinci ayette ayrı bir grupta anacak. Kur'an'ın vermediği bir sıralamaya ya da nesep ayrıntısına girmiyorum.
İmâm kelimesi Kasas'de işlendi ve orada aynı kelimenin iki zıt yönde kullanıldığı tablolanmıştı (güçsüzlerin önder kılınması / ateşe çağıran önderler). Furkān 25/74'te de bu kayda dayanılmıştı. Oraya dayanıyorum.
| Secde 32/24 | Enbiyâ 21/73 | |
|---|---|---|
| Terkip | ve cealnâ minhüm eimmeten yehdûne bi-emrinâ | ve cealnâhüm eimmeten yehdûne bi-emrinâ |
| Kim | İsrâiloğulları'ndan bir kısmı | İbrâhim, İshak, Ya'kūb |
| Şart | lemmâ saberû — sabrettiklerinde | Şart yok |
| Ek kayıt | ve kânû bi-âyâtinâ yûkınûn | ve kânû lenâ âbidîn |
Ve fark kendi okumam olarak kaydedilmeye değer: Secde öndeliği sabra bağlıyor, Enbiyâ kulluğa. İkisi de bir şarta bağlıyor; şartın cinsi farklı.
وَأَوْحَيْنَآ إِلَيْهِمْ فِعْلَ ٱلْخَيْرَٰتِ — ve vahyin içeriği üç mastarla veriliyor: yapmak, kılmak, vermek.
Ve bir gramer nüktesi: ikāme's-salâh terkibinde masdarın sonundaki tâ düşmüştür (ikāmet değil ikām). Nahivciler bunu, tamlama sebebiyle tânın hazfedilmesi olarak açıklar.
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: vahiy burada bir bilgi olarak değil, üç fiil olarak veriliyor.