مَن كَانَ يَظُنُّ أَن لَّن يَنصُرَهُ ٱللَّهُ فِى ٱلدُّنْيَا وَٱلْءَاخِرَةِ فَلْيَمْدُدْ بِسَبَبٍ إِلَى ٱلسَّمَآءِ ثُمَّ لْيَقْطَعْ فَلْيَنظُرْ هَلْ يُذْهِبَنَّ كَيْدُهُۥ مَا يَغِيظُ
Men kâne yezunnü en len yensurahu'llâhu fi'd-dünyâ ve'l-âhırati fe'l-yemdüd bi-sebebin ile's-semâi sümme'l-yaktâ' · Fe'l-yenzur hel yüzhibenne keydühû mâ yağîz
"Kim, Allah'ın ona dünyada ve âhirette yardım etmeyeceğini sanıyorsa, göğe bir ip uzatsın, sonra kessin; baksın, kurduğu düzen öfkelendiği şeyi giderecek mi?"
Bu ayet, sûrenin anlaşılması en çok tartışılan ayetidir. İhtilaf üç ayrı noktadadır ve her biri ayrı ayrı kaydedilmelidir.
| Görüş | Okuma |
|---|---|
| A | Peygamber'e — "Allah'ın ona (Peygamber'e) yardım etmeyeceğini sanan" |
| B | Kişinin kendisine — "Allah'ın kendisine yardım etmeyeceğini sanan" |
| Görüş | Anlam |
|---|---|
| A | İp, halat — kökün somut anlamı. Sebeb aslen "kendisiyle bir yere ulaşılan şey"dir; dilciler ilk anlamı ip olarak verir |
| B | Sema'ya çıkma yolu, vasıta — mecazen "sebep, vesile" |
| Görüş | Anlam |
|---|---|
| A | İpi kessin — kendini assın, yani öfkesini kendi üzerinde bitirsin |
| B | Vahyin gelişini kessin — göğe uzanıp gökten geleni durdursun |
| C | Mesafeyi kessin — göğe kadar olan yolu katetsin |
| Okuma | Ayetin bütünü nasıl anlaşılır |
|---|---|
| 1 | "Yapabiliyorsa göğe çıkıp yardımı kessin." Kişi, Allah'ın yardımına engel olmak istiyor; ayet ona imkânsız bir iş öneriyor. Öneri, imkânsızlığı göstermek içindir |
| 2 | "Öfkeden çatlayacaksa kendini assın." Ayet, öfkenin olguyu değiştirmeyeceğini söylüyor; kişi ne yaparsa yapsın, öfkelendiği şey yerinde duracak |
| 3 | "Yardımı Allah'tan beklemiyorsa, gökten başka bir yerden istesin." Ayet, alternatifin bulunmadığını gösteriyor |
Hiçbirini tercih olarak dayatmıyorum. Kaynaklarda üçü de nakledilir ve hiçbiri diğerini kesin biçimde dışlamaz.
Kesin olan tek şey, cümlenin son kelimesidir: hel yüzhibenne keydühû mâ yağîz. Soru retoriktir ve cevabı hayırdır. Yani hangi okuma alınırsa alınsın, ayetin vardığı yer aynıdır: öfke, öfkelendiği şeyi ortadan kaldırmıyor.
ك-ي-د kökü: gizli plan, sinsi düzen; ayrıca dilciler kökte "zorlanma, güçlükle çabalama" anlamını da kaydeder (kâde yekîdü — can çekişmek).
غ-ي-ظ kökü: içte kaynayan öfke. Dilciler ğayz ile ğadab arasında bir fark gözetir ve genellikle şöyle verir: ğadab dışa vuran, sonucu olan öfkedir; ğayz ise içeride kalan, kişinin kendisini yakan öfkedir. Bu ayrımı nakledildiği şekliyle aktarıyorum.
Ve kelimenin seçimi ayetin bütününü taşıyor, bunu kendi okumam olarak veriyorum: eğer ğayz içeride kalan öfkeyse, kişinin göğe ip uzatması da dışarıda bir sonuç üretmiyor. İçeride kalan bir hâl, dışarıda bir şeyi değiştirmek için harekete geçiyor ve ayet sonucu soruyla bırakıyor.
مَا يَغِيظُ — "öfkelendiği şey". Bu şeyin ne olduğu söylenmiyor. Ayet, öfkenin konusunu boş bırakıyor ve yalnız mekanizmayı tarif ediyor. Bunun sonucu şudur: tarif, tek bir olaya bağlanmadan işliyor.