إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَٱلَّذِينَ هَادُوا۟ وَٱلصَّٰبِـِٔينَ وَٱلنَّصَٰرَىٰ وَٱلْمَجُوسَ وَٱلَّذِينَ أَشْرَكُوٓا۟ إِنَّ ٱللَّهَ يَفْصِلُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ شَهِيدٌ
İnne'llezîne âmenû ve'llezîne hâdû ve's-sâbiîne ve'n-nasârâ ve'l-mecûse ve'llezîne eşrakû · İnna'llâhe yefsılü beynehüm yevme'l-kıyâme · İnna'llâhe alâ külli şey'in şehîd
"İman edenler, yahudiler, sâbiîler, hıristiyanlar, mecûsîler ve ortak koşanlar — Allah, kıyamet günü aralarını ayıracaktır. Şüphesiz Allah her şeye şahittir."
- Ayet hiçbir grup hakkında bir hüküm vermiyor. Kimin doğru kimin yanlış olduğu söylenmiyor.
- Ayet, hükmün ne zaman ve kim tarafından verileceğini söylüyor: yevme'l-kıyâme, ve fail Allah.
- Fiil yefsılüdür — kök ف-ص-ل: ayırmak, iki şeyin arasını açmak. Fasıl, tafsîl, fâsıla aynı kökten. Kök Furkān'de fürkān vesilesiyle işlenen ف-ر-ق kökü ile aynı işi görür.
STYLE gereği burada bir kayıt düşüyorum ve bu bağlayıcıdır: bu ayet üzerinden hiçbir dinî topluluk hakkında toptan bir hüküm kurulmaz. Ayetin kendisi bunu yapmıyor; hükmü kıyamete ve Allah'a bırakıyor. Bu tefsirde de aynı sınırda duruluyor.
Ve bu, sûrenin genel çizgisiyle uyumludur: sûre boyunca tarif edilen şey vasıflardır — tartışan, kenarda duran, yüz çeviren. Kim o vasfı taşırsa tarif ona dahildir; ve o vasıflar hiçbir topluluğun tekelinde değildir.
Kapanış sıfatı, ayetin konusuyla birebir örtüşüyor. Ayrımı yapacak olan, her şeye şahit olandır. Yani hükmün dayanağı bir taraf tutma değil, tanıklığın eksiksizliğidir.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı sıfatın seçimidir: ayet alîm (bilen) ya da hakîm (hüküm veren) demiyor; şehîd diyor. Şahitlik, bilgiden farklı olarak olayın yanında bulunmayı bildirir.