وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يُجَٰدِلُ فِى ٱللَّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَيَتَّبِعُ كُلَّ شَيْطَٰنٍ مَّرِيدٍ · كُتِبَ عَلَيْهِ أَنَّهُۥ مَن تَوَلَّاهُ فَأَنَّهُۥ يُضِلُّهُۥ وَيَهْدِيهِ إِلَىٰ عَذَابِ ٱلسَّعِيرِ
Ve mine'n-nâsi men yücâdilü fi'llâhi bi-ğayri ilmin ve yettebiu külle şeytânin merîd · Kütibe aleyhi ennehû men tevellâhü fe-ennehû yudıllühû ve yehdîhi ilâ azâbi's-saîr
"İnsanlardan öylesi vardır ki, bilgisizce Allah hakkında tartışır ve her azgın şeytana uyar. Onun hakkında şöyle yazılmıştır: kim onu dost edinirse, o onu saptırır ve alevli azaba götürür."
| Ayet | Portre | Ayırt edici vasıf |
|---|---|---|
| 3 | Tartışan | Bi-ğayri ilm — bilgisiz; başkasına uyuyor |
| 8 | Tartışan | Bi-ğayri ilmin ve lâ hüden ve lâ kitâbin münîr — üç kat dayanaksız; kendisi öncülük ediyor |
| 11 | Kenarda kulluk eden | Alâ harf — taraf seçmemiş |
Sıralamanın kendisi bilgi taşıyor ve bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: üçüncü ayetteki kişi uyandır (yettebiu), sekizinci ayetteki kişi saptırandır (li-yudılle), on birinci ayetteki kişi ise kendi hesabını yapandır. Aynı kalıp, üç ayrı konum.
ج-د-ل kökü Bakara 2/197'de çözümlendi: ipi sıkıca bükmek; cedîl — sağlam örülmüş ip; güreşte rakibi yere yıkmak. Tekrarlamıyorum. Bakara'da bu kelime hacda yasaklananlar arasındaydı (ve lâ cidâle fi'l-hacc) — ve bu sûre, hac sûresidir. Kelimenin buraya konması kaydedilmeye değer.
مَّرِيد — kök م-ر-د: dilcilerin verdiği çekirdek anlam çıplaklık, üzerinde hiçbir şey kalmamasıdır. Emred — sakalı çıkmamış genç; şeceretün merdâ' — yapraksız ağaç. Buradan her türlü hayırdan soyunmuş anlamına gelir. Mârid ve merîd aynı kökten; mütemerrid (dikbaşlı) de öyle.
Kelimenin resmi kaydedilmelidir: azgınlık burada bir fazlalık değil, bir soyulma olarak anlatılıyor — üzerinde tutunacak hiçbir örtü kalmamış olmak.
Dördüncü ayetin en dikkat çekici yeri, iki fiilin yan yana gelmesidir: yudıllühû (saptırır) ve yehdîhi (yol gösterir).
Bunu kendi okumam olarak veriyorum, dayanağı fiillerin karşıtlığıdır: hidâyet fiili burada olumlu bir şey için değil, azaba götürme için kullanılıyor. Yani kök kendi başına "doğruya iletmek" demek değil; bir yere yöneltmek demektir. Yön, cümlenin sonundan öğreniliyor: ilâ azâbi's-saîr.
Aynı kökün "yöneltme" anlamı Fetih'de hedy (kurbanlık — yerine gönderilen hayvan) kelimesi işlenirken kaydedilmişti. Oraya dayanıyorum. Ve bu sûrede hedy kelimesi de geçecek (22/33-37 bölümünde ele alınacak) — aynı kök, aynı sûrede iki ayrı yerde.