أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ ٱللَّهَ يَعْلَمُ مَا فِى ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ إِنَّ ذَٰلِكَ فِى كِتَٰبٍ إِنَّ ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرٌ
E-lem ta'lem enna'llâhe ya'lemü mâ fi's-semâi ve'l-ard · İnne zâlike fî kitâb · İnne zâlike ala'llâhi yesîr
Sûrede e-lem tera (görmedin mi?) kalıbı üç kez geçti: 18, 63, 65. Burada kalıp değişiyor: e-lem ta'lem — "bilmedin mi?"
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum ve dayanağı fiil değişimidir: önceki üç yerde muhataba görünen bir şey gösteriliyordu — secde eden âlem, yeşeren toprak, akan gemi. Burada gösterilecek bir şey yok: konu bilginin kendisi. Ve fiil de ona göre değişiyor.
إِنَّ ذَٰلِكَ فِى كِتَٰبٍ — "bu bir kitaptadır". Kelime nekre (belirsiz): "bir kitap". Hangi kitap olduğu söylenmiyor.
Klasik tefsirlerde bu ifadenin Levh-i Mahfûza işaret ettiği nakledilir. Bunu nakil olarak aktarıyorum; ayetin kendisi bir ad vermiyor ve bu tefsirde ayetin söylemediği bir ad yerleştirilmiyor.
إِنَّ ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرٌ — ي-س-ر kökü: kolaylık. Kök Bakara 2/185'te işlendi (yürîdü'llâhu bikümü'l-yüsra). Oraya dayanıyorum. Ve kök bu sûrenin son ayetinde de dolaylı olarak dönecek: ve mâ ceale aleyküm fi'd-dîni min harac.