فَإِذَا نُفِخَ فِى ٱلصُّورِ فَلَآ أَنسَابَ بَيْنَهُمْ يَوْمَئِذٍ وَلَا يَتَسَآءَلُونَ
Ve fiilin meçhul oluşu kaydedilmelidir: nüfiha — üfleyen söylenmiyor. Nâziât'de aynı husus kaydedilmişti.
İki bağ kaydedilmelidir: neseb — doğumla gelen akrabalık; sıhr — evlilikle kurulan akrabalık. … bir önceki ayet karışmayan iki suyu anlatıyordu; bu ayet birleşen iki soyu.
| Furkān 25/54 | Mü'minûn 23/101 | |
|---|---|---|
| Cümle | Ve hüve'llezî halaka mine'l-mâi beşeran fe-cealehû neseben ve sıhrâ | Fe-lâ ensâbe beynehüm yevmeizin |
| Fiil | Ceale — kurdu | Lâ — kalmadı |
| Kaç bağ | İki — neseb ve sıhr | Bir — yalnız ensâb |
| Sayı | Tekil — neseben | Çoğul — ensâbe |
| Zaman | Dünyada — yaratma bahsi | Yevmeizin — o gün |
İki ayet birlikte okunmalıdır ve bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı aynı kelimenin iki ayrı fiille kullanılmasıdır: Furkān, sudan yaratılan insanın soy ve sıhriyet bağlarıyla örüldüğünü söylüyor — yani bağlar yaratılışın bir parçası. Mü'minûn, aynı bağların bir günde kalkacağını söylüyor.
Ve kaydedilmelidir: bağın ortadan kalkması değil, işlemez hâle gelmesi anlatılıyor — nitekim ayet devamında ve lâ yetesâelûn diyor. Yani mesele soy bağının varlığı değil, o bağ üzerinden bir şey istenememesidir.
| Yer | Cümle | Ne diyor |
|---|---|---|
| Sâffât 37/27 | Ve akbele ba'duhüm alâ ba'dın yetesâelûn | Soruyorlar — cehennemde |
| Sâffât 37/50 | Fe-akbele ba'duhüm alâ ba'dın yetesâelûn | Soruyorlar — cennette |
| Tûr 52/25 | Ve akbele ba'duhüm alâ ba'dın yetesâelûn | Soruyorlar |
| Müddessir 74/40 | Fî cennâtin yetesâelûn | Soruyorlar |
| Mü'minûn 23/101 | Ve lâ yetesâelûn | Sormuyorlar |
| # | İzah | Gerekçe |
|---|---|---|
| 1 | Farklı vakitler — sûra üflendiği anda sormazlar; sonra sorarlar | Ayet yevmeizin (o gün) kaydını koyuyor |
| 2 | Farklı içerikler — soy bağı üzerinden bir şey istemeleri olmaz; hâl sorma olur | Tesâül fiilinin "isteme" anlamı |
| 3 | Farklı taraflar — sormayanlar başka, soranlar başkadır | Bağlam farkı |
İhtilafı aktarıyorum; tercih dayatmıyorum. Ve Sâffât'de aynı fiilin iki tabloda (cehennem ve cennet) tekrarlandığı kaydedilmişti; oraya dayanıyorum.
Ve bir gözlem kaydediyorum: sûre yüz on birinci ayette, alay eden ile alay edilen arasındaki ilişkiyi anlatacak; yüz on ikinci ayette bir soru sorulacak (kem lebistüm). Yani "sormama" hâli mutlak değil — nitekim sûrenin kendisi birkaç ayet sonra bir konuşma sahnesi kuruyor.
Bu, birinci izahı destekleyen bir sûre içi veridir ve bunu gözlem olarak kaydediyorum; tercih dayatmıyorum.