تَلْفَحُ وُجُوهَهُمُ ٱلنَّارُ وَهُمْ فِيهَا كَٰلِحُونَ · أَلَمْ تَكُنْ ءَايَٰتِى تُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ فَكُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ
Telfehu vücûhehümü'n-nâru ve hüm fîhâ kâlihûn · E-lem tekün âyâtî tütlâ aleyküm fe-küntüm bihâ tükezzibûn
"Ateş yüzlerini yalar; onlar orada dişleri sırıtmış hâldedir. 'Âyetlerim size okunmuyor muydu? Siz de onları yalanlıyordunuz.'"
Ve fiilin nesnesi kaydedilmelidir: vücûhehüm — yüzler. Yüz, Kur'an'ın azap ve nimet tablolarında düzenli olarak öne çıkan uzuvdur — Abese 80/38-41'de (vücûhün yevmeizin müsfira / aleyhâ ğaberah) ve Ğâşiye 88/2 ve 88/8'de işlendi.
Kökün somut anlamı dilcilerce şöyle verilir: dudakların çekilip dişlerin açıkta kalması. Kelehe — dudakları büzüldü, dişleri göründü.
Ve kelimenin resmi kaydedilmeye değer: tarif edilen şey bir acı ifadesi değil — bir yüz hâlidir. Dudaklar çekilmiş, dişler görünür olmuştur.
Bunu bir dil kaydı olarak veriyorum ve ötesine gitmiyorum. Ve Furkān 25/12'de kaydedilen tespit burada da geçerlidir: Kur'an bu sahnelerde soyut sıfat yerine görülebilen ayrıntı kullanıyor.
| Ayet | Kalıp | Nerede |
|---|---|---|
| 66 | Kad kânet âyâtî tütlâ aleyküm — haber | Dünyada |
| 105 | E-lem tekün âyâtî tütlâ aleyküm — soru | Âhirette |
| Ayet | Tepki |
|---|---|
| 66 | Fe-küntüm alâ a'kābiküm tenkisûn — geri geri gitmek |
| 105 | Fe-küntüm bihâ tükezzibûn — yalanlamak |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı iki fiilin farkıdır: dünyadaki sahne bir davranışı anlatıyordu (geri çekilme); âhiretteki sahne aynı şeyi bir hüküm olarak adlandırıyor (yalanlama).