قَٰلَ كَمْ لَبِثْتُمْ فِى ٱلْأَرْضِ عَدَدَ سِنِينَ · قَالُوا۟ لَبِثْنَا يَوْمًا أَوْ بَعْضَ يَوْمٍ فَسْـَٔلِ ٱلْعَآدِّينَ · قَٰلَ إِن لَّبِثْتُمْ إِلَّا قَلِيلًا لَّوْ أَنَّكُمْ كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
Kāle kem lebistüm fi'l-ardı adede sinîn · Kālû lebisnâ yevmen ev ba'da yevmin fes'eli'l-âddîn · Kāle in lebistüm illâ kalîlen lev enneküm küntüm ta'lemûn
"Buyurdu ki: 'Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?' Dediler ki: 'Bir gün ya da günün bir kısmı kadar kaldık; sayanlara sor.' Buyurdu ki: 'Ancak az bir süre kaldınız — keşke bilseydiniz.'"
İki okuyuş da nakledilir; tercih dayatmıyorum. İkinci okuyuşta soru, Peygamber'e söylettirilmiş olur.
Ve dizim kaydedilmelidir: soru kem (kaç) ile soruluyor ve ölçü açıkça veriliyor: adede sinîn — "yılların sayısıyla."
Bunu kendi okumam olarak veriyorum, dayanağı bu kaydın varlığıdır: soru, ölçü birimini kendisi belirliyor. Ve verilen cevap o birimi kullanmıyor — yevmen ev ba'da yevm diyor. Yani soru yılla soruluyor, cevap günle veriliyor.
| Yer | İfade | Ölçü |
|---|---|---|
| Ahkāf 46/35 | Ke-ennehüm yevme yeravne mâ yûadûne lem yelbesû illâ sâaten min nehâr | Gündüzün bir saati |
| Nâziât 79/46 | Ke-ennehüm yevme yeravnehâ lem yelbesû illâ aşiyyeten ev duhâhâ | Bir akşam ya da bir kuşluk |
| Rûm 30/55 | Yuksimü'l-mücrimûne mâ lebisû ğayra sâa | Bir saatten az |
| Mü'minûn 23/113 | Lebisnâ yevmen ev ba'da yevm | Bir gün ya da bir kısmı |
Ölçü kaydedilmeye değer: sâaten min nehâr — gündüzün bir parçası. Geceden değil, gündüzden: yani insanın uyanık geçirdiği, farkında olduğu zamandan.
İki. Ve kararsızlık taşıyor: yevmen ev ba'da yevm — "bir gün ya da günün bir kısmı". Kesin bir rakam verilemiyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı ev edatıdır: cevap bir ölçü vermekten çok, ölçemediğini söylüyor.
| Okuma | El-Âddûn kim |
|---|---|
| 1 | Melekler — amelleri ve günleri kaydedenler |
| 2 | Sayıyla uğraşanlar — genel bir ifade |
| 3 | Belirli biri değil — "kim sayıyorsa ona sor" anlamında bir savuşturma |
Ve cevabın biçimi kaydedilmeye değer ve bunu kendi okumam olarak veriyorum, dayanağı cümlenin bir başkasına havale etmesidir: cevap veren taraf, kendi cevabına güvenmiyor. Fes'eli'l-âddîn — "sayanlara sor." Yani cevap, hem bir tahmin hem bir çekilme.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı cümlenin kuruluşudur: cevap yanlış çıkmıyor. Yanlış olan, o cevabın dünyada verilmemiş olması. Nitekim cümlenin devamı bunu söylüyor: lev enneküm küntüm ta'lemûn — "keşke biliyor olsaydınız."
Ve lev edatının cevabı hazfedilmiştir — dilciler bunu kaydeder ve takdirini "…böyle davranmazdınız" gibi verir. Cümle yarım bırakılıyor.