وَإِنَّ لَكُمْ فِى ٱلْأَنْعَٰمِ لَعِبْرَةً نُّسْقِيكُم مِّمَّا فِى بُطُونِهَا وَلَكُمْ فِيهَا مَنَٰفِعُ كَثِيرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ · وَعَلَيْهَا وَعَلَى ٱلْفُلْكِ تُحْمَلُونَ
Ve inne leküm fi'l-en'âmi le-ıbrah, nüskīküm mimmâ fî butûnihâ ve leküm fîhâ menâfiu kesîratün ve minhâ te'külûn · Ve aleyhâ ve ale'l-fülki tuhmelûn
"Hayvanlarda da sizin için bir ibret vardır: karınlarındakinden size içiriyoruz; onlarda sizin için birçok fayda var ve onlardan yiyorsunuz. Hem onların hem geminin üzerinde taşınıyorsunuz."
Kök Nâziât 79/26'da ve Haşr 59/2'de (fe'tebirû yâ üli'l-ebsâr) çözümlendi. Tekrarlamıyorum. Orada verilen özet:
Kökün somut anlamı: bir şeyin bir yanından öbür yanına geçmek. Ubûr — karşıya geçme; ma'ber — geçit; ibâre — anlamı bir zihinden ötekine geçiren söz; ta'bîr — rüyanın görüntüden anlama geçirilmesi; abre — gözden taşan yaş.
Buraya ait olan şudur ve kendi okumam olarak veriyorum: kelimenin resmi bir yerden başka bir yere geçmektir. Yani "ibret", görüneni seyretmek değil — görülenden görülmeyene geçmektir. Ve ayet bu geçişin nereden nereye olduğunu hemen gösteriyor: hayvanın karnından çıkan içecekten, onu çıkaran düzene.
Bunu bir dizim gözlemi olarak veriyorum: adlandırma yerine yer bildiriliyor. Ve bu, ibret kelimesinin kendi mantığına uyuyor: dikkat, ürüne değil ürünün çıktığı yere çekiliyor.
Aynı olgu Nahl 16/66'da daha ayrıntılı anlatılır (min beyni fersin ve demin lebenen hâlisan). Bu ayet ise kısa tutuyor.
س-ق-ي kökü: içirmek. Kalıp IV. bâbdır (eskā) ve dilciler sekā ile eskā arasında bir nüans kaydeder: birincisi bir defalık içirme, ikincisi sürekli su kaynağı sağlama. İzahı nakledildiği şekliyle aktarıyorum.
فُلْك — kök ف-ل-ك Zuhruf 43/12'de çözümlendi. Tekrarlamıyorum. Orada verilen özet: dilcilerin verdiği çekirdek yuvarlaklık ve dönmedir; felek — yörünge; felke — iğ başındaki yuvarlak ağırlık. Gemi için kullanılması, geminin gövdesi ya da suda salınarak gitmesi üzerinden açıklanır.
Ve dizim kaydedilmelidir: aleyhâ (onların üzerinde) ile ale'l-fülk (geminin üzerinde) aynı edatla ve tek fiille bağlanıyor: tuhmelûn — "taşınıyorsunuz", meçhul.
Bunu kendi okumam olarak veriyorum, dayanağı fiilin meçhul oluşudur: cümle "binersiniz" demiyor — "taşınırsınız." Yani fiilin faili siz değilsiniz. Kara ve deniz, tek bir taşınma fiilinde birleştiriliyor.
Aynı ikili Zuhruf 43/12'de (ve ceale leküm mine'l-fülki ve'l-en'âmi mâ terkebûn) işlendi. Buradaki fark kaydedilmelidir: Zuhruf'ta fiil terkebûn (binersiniz) — etken; burada tuhmelûn (taşınırsınız) — edilgen.
| Yer | Fiil | Çatı |
|---|---|---|
| Zuhruf 43/12 | Terkebûn — binersiniz | Etken — insan yapıyor |
| Mü'minûn 23/22 | Tuhmelûn — taşınırsınız | Edilgen — insana yapılıyor |
Aynı olgu, iki sûrede iki ayrı çatıyla. Ve bu, bloğun bütününe uyuyor: on ikinci ayetten beri anlatılan her şeyde fiilin faili insan değildir.
| Ayet | Konu | Ortak yön |
|---|---|---|
| 12-16 | İnsanın kendisi | İnsan kendi oluşumuna karışmadı |
| 17 | Üstündeki yedi yol | Ve gözetilmekten çıkmadı |
| 18 | Ölçüyle inen su | Elinde tutulmuyor |
| 19-20 | Bitkiler | Suya bağlı |
| 21-22 | Hayvanlar ve gemi | Beslenme ve ulaşım |
Dizinin yönü kaydedilmelidir ve bunu kendi okumam olarak veriyorum: en içeriden (insanın kendi bedeni) en dışarıya (gökler) çıkıp tekrar içeriye (yediği, içtiği, bindiği) dönülüyor. Ve bütün dizide fiillerin faili tektir. Vâkıa 56/58-72'de aynı yöntem işlenmişti — orada da tohum, su ve ateş sırayla sayılıp her birinde "siz mi yaptınız?" sorusu sorulmuştu. Oraya dayanıyorum. Farkı kaydediyorum: Vâkıa soru soruyor, Mü'minûn haber veriyor.