أَيَعِدُكُمْ أَنَّكُمْ إِذَا مِتُّمْ وَكُنتُمْ تُرَابًا وَعِظَٰمًا أَنَّكُم مُّخْرَجُونَ · هَيْهَاتَ هَيْهَاتَ لِمَا تُوعَدُونَ · إِنْ هِىَ إِلَّا حَيَاتُنَا ٱلدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوثِينَ · إِنْ هُوَ إِلَّا رَجُلٌ ٱفْتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا وَمَا نَحْنُ لَهُۥ بِمُؤْمِنِينَ
E-yaıdüküm enneküm izâ mittüm ve küntüm türâben ve ızâmen enneküm muhracûn · Heyhâte heyhâte limâ tûadûn · İn hiye illâ hayâtüne'd-dünyâ nemûtü ve nahyâ ve mâ nahnü bi-meb'ûsîn · İn hüve illâ racülün'fterâ alallâhi keziben ve mâ nahnü lehû bi-mü'minîn
"'Öldüğünüz, toprak ve kemik olduğunuz zaman çıkarılacağınızı mı vaat ediyor size? Heyhat, heyhat, size vaat edilen şey! Hayat, ancak şu dünya hayatımızdır: ölürüz ve yaşarız; biz diriltilecek değiliz. O, Allah hakkında yalan uyduran bir adamdan başkası değil; biz ona inanacak değiliz.'"
Kelime bir isim değil, bir ism-i fiildir — yani fiil anlamı taşıyan, ama fiil gibi çekimlenmeyen bir kelime. Anlamı: "ne kadar uzak!"
Kelimenin sonundaki harekede kıraat farkı nakledilir (heyhâte / heyhâti / heyhâtü); anlamı değiştirmiyor.
Ve dizim kaydedilmelidir: kelime iki kez tekrarlanıyor. Arapçada bu tür tekrar pekiştirme bildirir. Yani reddedilen şey uzak değil, "çok uzak" sayılıyor.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: karşı taraf dirilişin imkânsız olduğunu söylemiyor — uzak olduğunu söylüyor. Ve lâm edatı (limâ tûadûn) kaydedilmelidir: dilciler limâ'nın burada "…için" değil, uzaklığın kime ait olduğunu gösterdiğini kaydeder.
| Okuma | Anlam | Dayanağı |
|---|---|---|
| 1 | "Kimimiz ölür, kimimiz yaşar" — nesillerin sürmesi | Bir sonraki cümlenin dirilişi reddetmesi |
| 2 | "Ölürüz ve (arkamızdan çocuklarımızla) yaşarız" | Aynı |
| 3 | "Yaşarız ve ölürüz" — vâv sıra bildirmez | Arapçada vâvın mutlak birleştirme bildirmesi |
İhtilafı aktarıyorum; tercih dayatmıyorum. Üçünde de ortak olan şudur: cümle, hayatı dünya ile sınırlıyor.
Ve aynı itiraz sûrenin seksen ikinci ayetinde birebir dönecek: e-izâ mitnâ ve künnâ türâben ve ızâmen e-innâ le-meb'ûsûn. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır ve seksen birinci ayet bunu açıkça adlandıracak: bel kālû misle mâ kāle'l-evvelûn — "öncekilerin dediğinin aynısını dediler."
Yani sûre, otuz beşinci ayette bir kavmin ağzına koyduğu cümleyi seksen ikinci ayette kendi muhataplarının ağzında tekrarlıyor ve bunu bir tespit olarak kaydediyor. Bu örgü, iki ayetin lafzından doğrulanabilir.
ف-ر-ي kökü: deriyi yarmak, kesmek; ve uydurmak. İftirâ — VIII. bâb: uydurmak, yakıştırmak. Kök Furkān 25/4'te (in hâzâ illâ ifkün'fterâh) işlendi.
| Yer | Suçlama | Nereye bakıyor |
|---|---|---|
| Furkān 25/4 | İfkün'fterâhü ve eânehû aleyhi kavmün âharûn | Yardım aldı — kaynağa |
| Mü'minûn 23/38 | Racülün'fterâ alallâhi keziben | Allah'a nispet etti — yakıştırmaya |