وَإِنَّ هَٰذِهِۦٓ أُمَّتُكُمْ أُمَّةً وَٰحِدَةً وَأَنَا۠ رَبُّكُمْ فَٱتَّقُونِ
| Okuyuş | İ'râb | Cümlenin anlamı |
|---|---|---|
| ve inne (kesreli, şeddeli) | Yeni bir cümle başlatır | "Ve şüphesiz şu sizin ümmetiniz tek bir ümmettir" |
| ve enne (fethalı, şeddeli) | Önceki cümledeki bir öğeye bağlanır | "…ve şunu (bilin ki): sizin ümmetiniz tek bir ümmettir" |
| ve in (şeddesiz, muhaffefe) | Pekiştirme | Anlam birinciye yakın |
Kökün somut anlamı: yönelmek, kastetmek; ve asıl, ana. Emme — yöneldi; imâm — önde giden, yönelinen; ümm — anne; ümmet — ortak bir yöne toplanmış topluluk.
Ve kelimenin buradaki i'râbı kaydedilmelidir: ümmeten vâhideten mansûbdur — dilciler bunu hâl sayar. Yani cümle "ümmetiniz tek ümmettir" demekten çok, "ümmetiniz — tek bir ümmet olarak — sizin ümmetinizdir" demeye yakındır. İzahı nakledildiği şekliyle aktarıyorum.
Bu cümle Kur'an'da bir kez daha, neredeyse birebir geçer: Enbiyâ 21/92. İki ayet arasındaki tek fark son kelimededir:
| Yer | Cümle | Son kelime |
|---|---|---|
| Enbiyâ 21/92 | İnne hâzihî ümmetüküm ümmeten vâhideten ve ene rabbüküm | fa'büdûn — "bana kulluk edin" |
| Mü'minûn 23/52 | Ve inne hâzihî ümmetüküm ümmeten vâhideten ve ene rabbüküm | fe'ttekūn — "benden sakının" |
Enbiyâ 21/92-93'te bu ayet işlendi; oraya dayanıyorum. Ve iki sûrenin sonraki ayeti de örtüşüyor — Enbiyâ 21/93: ve tekattaû emrahüm beynehüm küllün ileynâ râciûn; Mü'minûn 23/53: fe-tekattaû emrahüm beynehüm zübürâ. Yani iki sûrede birlik cümlesini aynı parçalanma cümlesi izliyor. Bu, iki metnin lafzından doğrulanabilir bir örtüşmedir.
Ve buradaki kelime seçiminin sûre içi bir gerekçesi vardır ve kaydedilmelidir: e-fe-lâ tettekūn sorusu bu sûrede iki kez, iki elçinin ağzından geçmişti (23, 32). Elli ikinci ayet aynı kökü emir kipinde getiriyor. Yani sûre, elçilerin sorusunu kendi hükmü olarak tekrarlıyor.
Elli ikinci ayet birliği bildiriyor; elli üçüncü ayet parçalanmayı. İkisi arasındaki geçiş, Bakara 2/213 ve Şûrâ 42/13-14'te işlenen meselenin ta kendisidir.
Yani ayrılığın sebebi bilgisizlik olarak gösterilmiyor. Metin açıkça söylüyor: min ba'di mâ câethümü'l-beyyinât — deliller geldikten sonra. Sebep bilgi eksikliği değil, birbirine karşı tutulan bir hâl olarak veriliyor.
Şûrâ 42/14'te aynı hüküm neredeyse aynı kelimelerle tekrarlanıyordu: ve mâ teferrakū illâ min ba'di mâ câehümü'l-ilmü bağyen beynehüm.
| Yer | Birlik | Gelen | Sonuç |
|---|---|---|---|
| Bakara 2/213 | Kâne'n-nâsü ümmeten vâhide | Peygamberler ve kitap | İhtelefe fîhi — bağyen beynehüm |
| Şûrâ 42/13-14 | Ekīmü'd-dîne ve lâ teteferrakū fîh | el-İlm | Mâ teferrakū illâ min ba'di… |
| Mü'minûn 23/52-53 | Ümmetüküm ümmeten vâhide | Elçiler (51) | Fe-tekattaû emrahüm beynehüm |
Ve Mü'minûn'un farkı kaydedilmelidir: Bakara ve Şûrâ ayrılığın sebebini adlandırıyor (bağy — çekememezlik). Mü'minûn sebep vermiyor; onun yerine ayrılığın biçimini tarif ediyor: zübüran ve küllü hızbin bimâ ledeyhim ferihûn. Yani biri niçin, öteki nasıl.